Agırî

Çocuklarını dini öğretmeyen anne babalar kıyamet günü...
Çocuklar, aile yuvasının meyveleridir. Anne-babalann temel görevlerinin başında çocuklarını iman, ibadet ve İslam ahlakı ile yetiştirmeleri gelir. Yüce Allah'ın, وَأمُرُ أَهْلَكَ بِالصَّلُوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا "Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et." (Taha, 20/132) emri bu gerçeği ifade eder. Peygamberimiz (s.a.s.), anne-babalara; مُرُوا أَوْلادَكُمْ بِالصَّلَاةِ وَهُمْ أَبْنَاءُ سَبْعِ سِنِينَ "Çocuklarınıza, onlar yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmayı emredin" (Ebu Davad, Salat, 26) buyurmuştur. Çocuklara yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmalarını emretmekten maksat, onlara namazı, farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini, kılınışını, namazda okunacak sûre ve duaları öğretmek ve onların namaz kılmaya alışmalarını sağlamaktır. Aynı hadisi Tirmizi şöyle rivayet etmiştir: عَلِّمُوا الصَّبِيَّ الصَّلَاةَ ابْنَ سَبْعِ سِنِينَ "Yedi yaşında çocuklara namazı öğretin." (Tirmizi, Salát, 295) Yedi yaş, ilk eğitim ve öğretime başlama çağıdır. Kız çocukları âdet görmeye başlamakla, erkek çocukları ise ihtilam olmakla veya bu yaşa gelmekle ergenlik çağına ulaşmış olurlar. Çocuklar, ergenlik çağına gelmeden önce Kur'ân okumayı, ibadetleri, helâl ve haramları öğrenmiş olmalı, ibadetleri yapmaya, özellikle namaz kılmaya alışmış olmalıdırlar. Çocukların, ergenlik çağından önce mutlaka dini bilgilerle donatılması, ibadetlere alıştırılması, özellikle namazın öğretilmesi ve namaz kılma alışkanlığının kazandırılması gerekir.
Din
Reklam
Dozy bir dine inanıyor muydu?
Meselâ muallim Dozy hayatta olup da kendisine Muallim cenapları, siz bir dine inanıyor musunuz?» diye sorulsaydı. Dozy'nin bu suale iki türlü cevabı olabilirdi. Yani ya İnanıyorum, dindarım, yahut «Değilim diye-cek idi. Dindarım, demiş olmasına nazaran kendisine şöyle bir sual daha sorulabilirdi: Madem ki inanıyorsunuz, din-darsınız, şu halde Hz. Musa'nın Tur dağında Cenâb-ı Hak ile konuşma, O'nun ilâhî zatından vahy alması ve tecelli-nin dehşetinden yere düşüp saatlerce kendine gelememe-siyle bizim peygamberimizin Allah'ın bir yaratığı bir teb-liğ vasıtası olan Cebrail'i görmesi O'ndan vahy talakki et-mesi, sonra da ilâhî vahyin tesiriyle saadetli evine gelip Beni örtün demesi arasında ne fark görüyorsunuz? Hz. Peygamber ve Hz. Musa Neden bu tecelliye erişmesinden dolayı Hz. Musa'yı sar'alı demiyorsunuz da bizim Peygamberimizi böyle bir noksanlıkla vasıflandırıyorsunuz? Eğer Hz. Peygamberin «Cebrail'i gördüm. O'ndan vahy aldım. demesi, o yüce risâlet sahibine böyle itham yönelt-meyi gerekli gösteriyorsa, aynı şeyin kendilerinden iki bin Üçyüz şu kadar sene önce gelen Hz. Musa'ya da yöneltil-mesini gerekli kılardı.
Felsefe
Dozy kâfirinin ve benzerlerinin maksadı
Savaş meydanında birbirine karşı kılıç çeken iki kişi daima birbirinin can noktasını taarruz hedefi olarak se-çer. Çünkü galibiyetin en kestirme yolu budur. Meselā iki hasımdan biri kılıcını karşısındakinin tam kalbine sokma-ğa muvaffak olursa, sair organların kuvveti, metaneti, se-lämeti kaç para eder? İsterse bir adamın kolundaki kuv-vet bin beş yüz okkalık bir cismi top gibi yerinden fırla-tacak derecede büyük olsun; kalbinden yaralandıktan son-ra, kolundaki kuvvetle ne iş görebilir? İşte İslâmiyet'e hücum etmek, akıllarınca O'nu çürüt-mek isteyenler de daima bu noktayı göz önüne alırlar. Ya-ni onlar da dinin en nazik, en hassas noktasına vurmak, esaslardan sonra gelen diğer meseleleri bu suretle kökün-den yıkmak istiyorlar. Yüce İslâm Dini'ne aynı kızgınlıkla ve kinle bakan bu İtirazcılar daha doğrusu bu taarruzcular, Peygamberimizin ahlâk ve yaşayışını birer birer inceleyip muhakemeden ge-çiriyorlar. Hazret-i Peygamberin bütün yücelikleri, bütün fazilet-leri zatında topladığını, yalanın şanından olmadığını, bü-tün hal ve hareketinin yüksek ahlâk örneği, erdemlerin özü olduğunu görüyorlar. Peygamberin hareketlerinden bazılarına hücum etseler bile böylesi hücumları aksini id diaya takat kalmayacak şekilde cevaplandırılıyor, Vaki olan isnat ve itirazlarının garaz, taassup, düşmanlık gibi re-zilliklerden kaynağını aldığı eski bir paçavra gibi yüz-lerine vuruluyor. Utanır gibi oluyorlar: fakat İslamiyet'e, O'nun yüce kurucusu olan Peygambere karşı kalblerinde besledikleri husümet hissi O, sıcak suyun kaynadığı gibi karınlar içinde kaynayacak erimiş madenler gibidir. (Du-han, 45-46) âyet-i kerimesinin yüce mânāsında işaret olun-duğu gibi, içlerinde erimiş bakır halinde bir dakika bile kaynamadan duramıyor. Akıllarını, fikirlerini, muhake-melerini itidal däiresi ve
Alıntı
İnsan başıboş yaratılmadı ?
Olayım kayddan âzâde diyen kayda düşer, Deliden uslu haber nåle-i zencir verir. Hayatın sıkıntı ve felaketlerine ancak din ile muka. vemet edilir. Dünyanın lezzeti de o his ile mümkündür Insan dünyada kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanir?» (Sure: Kıyâme, âyet no: 36) âyetinin yüce mânası uyarınca insanı bu dünyada öyle ilahi emirlerden azade. başı boş gezdirmezler. İnsan maddeten nasıl bir takım kayıt ve şartlara tabi ise, månen de öyledir. Bizim görmedi ğimiz bir kuvvet dâima bize hakimdir.
Alıntı
Veren o Alan o
Sana verilen senin midir gerçekten? Yahya Doğan
Duygu ve Düşünce
Reklam