Fakat ne yapılırsa yapılsın, her fiilin ayrılmaz parçası olan bir hal bir olay vardır ki, o fiilin bizden sâdır olayların oluşuyla ruhda bu hal derhal tecelli eder. Ruh kendisində tecelli eden hallerin, hepsini, teşbihte hata olmaz, gramofon plağı gibi alır ve muhafaza eder. O hallerin bir tanesini bile kayb etmez. Çünkü dünyadan beraber götüreceği ancak odur.
Hayat kavgası ve gürültüsü o hallerden hasıl olan tesirle-rin tamamının ortaya çıkmasına mâni olduğu için, ruh ken-disinde olan sermayeyi bilmez, yalnız onu toplamakla meş-gul olur. Topladığı şeylerin nasıl şeyler olduğunu anlamak için tenha bir yerde oturup onları birer birer gözdən ge-çirmesi lazımdır. İşte o tenha yer de şu sohbetin konu-sunu teşkil eden sükût yerindeki terkedildiği hücredir. Orada dağdağa yoktur. Ruh kendi kendine kalır. Dünyada topladığı şeyleri birer birer gözden geçirip ne olduklarını anlar.
Maddeyi noksandan kemâl'e sevkeden şey nedir?
Dağınık unsurlarda, bu kuvvetin varlığını düşünmek dimağın unsurlarının bir yere gelip dimağı vücuda getirmeden meden evvel, dimağda tecelli edecek
Mümin, doğru ve güzel cümlelerin sözcüsü, iyiliğin öncüsü ve temsilcisidir. Mümin, özü sözü bir olan insandır. Kendi-sine duyulan güveni boşa çıkarmayan güvenilir kişidir.
İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak mümince bir duyarlılıktır. Bir mümin, haksızlık karşısında susamaz. Kötū-lüğe asla göz yumamaz.
→ Bir toplumda iyiliğin, adaletin ve huzurun hâkim olması, kötülüğün son bulması için gayret edenler o toplumun en hayırlılarıdırlar.
- Dünya ve ahiret mutluluğuna erişebilmek için en az kötüler kadar, iyilerin de hakkı söyleyecek, yanlışa dur diyecek cesa-reti olması lazımdır.
lyi olmak yetmez, başkalarının iyiliği için de çalışmak gerekir. Ahlaki değerlerin yitirildiği ve dejenerasyonun arttığı bir toplumda yararlı işler yapmak ve iyi insan olmak kadar toplumun düzelmesi için gayret eden muslihlerden de olmak gerekir.
Başkalarına iyiliği emrettiği halde kendini unutanların mahşerdeki hâlinden herkes endişe etmeli ve nefsini muha-sebe etmelidir. Zira yapmayacağı şeyleri söylemek Allah katında büyük bir azabı gerektirir.
Ufukta tecelli eden bu halleri gördükçe ben de neşelenmeğe başladım. Kendi kendime dedim ki: Oh ne âlâ!
Feleğin şu bedava safhasından biraz istifade edeyim. Der-hal gaybdan semavî bir ses bana şu sözleri söyledi:
Bedava dediğin safa hangisi? O safanın hasıl olması-na sebep olan şu parlak levha, sayıları milyonları bulan değişme ve gelişme devirlerinin mahsulüdür. Fikrini ga-yet dar bir daire dahilinde dolaştırdığın için etken sebep-larin başlangısından gaflet ediyorsun. Şu dakikada kal-binde hasıl olan neşenin, Güneşten zerreye varıncaya ka-dar kainatın bütün parçalarının faaliyetleri neticesi oldu-ğunu düşünmüyorsun. Bedava dediğin bu safada bütün tabiat âleminin mesaî hissesi bulunduğunu unutuyorsun. Bu hakikattan gâfil olmasaydın, o neşenin gerçek değeri-ni takdir eder, bedava demezdin?