Agırî

Zihnimiz yaratılış sırlarını kuşatabilir mi ?
Bilmediğimiz şeyleri ayağımızın altına koysaydık ba-şımız göğe ererdi, diyen pek doğru söylemiş. Bildiğimiz katre bilmediğimiz okyanustur. Halbuki o damla hakkın-daki bilgimizin aslına uygunluğu da araştırmaya muhtaç. tır. Böyle şüpheli, sınırlı bir bilgiyle nasıl hakikata ulaş-tığımız iddasında bulunabiliriz? İhatamızın, bilgi daire-mizin dışında bizim bilmediğimiz bir çok şeylerin mevcut, yahut varlığının mümkün olduğu neye dayanarak inkâr olu-nabilir? Yaratıcı kudretin zihnimize bahşetmiş olduğu kuv-vetlerin bütün yaratılış sırlarını kuşatıp kavramağa kâfi ol-duğunu bize kim temin etmiş?
Felsefe
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Muhabbet şifadır.
Medya çıktığından beri muhabbeti arar olduk.
Din bizi dünyadan soğutup zevklerden uzaklaştırıyor mu ?
Hz. Muhammed'in mübarek dini asla bizi dünyadan soğutmuyor, çeşitli zevklerden de kaçındırmıyor. Aksine onlardan insanca faydalanmanın yolunu gösteriyor. Din-dar bir adamla dinden uzak bir kimsenin hal ve hareket-leri tarafsızca incelenecek olursa, bunlardan hangisinin dünyadan, dünyanın zevklerinden hakkıyla istifade ettiği görülür. Dünyadan hakkıyla istifade demek, bütün reza-letleri güzel bulmak, bütün mahzurlu şeyleri mubah ve hoş görmek şeklinde anlaşılıyorsa ona bir diyecek kalmaz. Yok, bu faydalanmadan aklen, naklen mahzurlu olmayan bir faydalanma mânâsı anlaşılıyorsa, elbette dindar olan-ların dünya zevklerinden faydalanmaları Me, inkarcıların faydalanmaları asla birbiriyle kıyas kabul etmez. Bu bah-sin uzatılması onlardaki faziletlerle bunlardaki reziletle-rin birer birer sayılmasını gerektirir. Bahsin o şekli alma-sı da asla doğru olmaz. İslâm'ın kanaatı, ataleti, vesairesi hakkında ileri sürü-len itirazlara gelince; bunlar bin kere söylenilmiş, bin ke-re reddedilmiş yavan ve bayat şeylerdir. Bunların birer birer cevaplanmasına bu sohbet müsait ve mütehammil (elverişli) değildir. Sayın itirazcı bu itizarlarının cevabını, red şəklini anlamak isterse ««Sirat-ı müstakim» nüsha-larına müracaat edebilir. «Sa'y ve amelin İslâm nazarında-ki yeri başlıklı makale ile merhum Şeyh M. Abduh'un bir çok makaleleri bu itirazlara yeterli cevap teşkil eder.
Herkes dinin teferruatını bilmek zorunda mı?
İtiraz eden efendinin: Herkesin, dinin hükümlerinin teferruatı hakkında ne kadar malūmatı olabilir ki, hattâ bunu bütün fiillerinde belli ederek o kimseyi mes'ut kıl-sın! diye ileri sürdüğü itiraza gelince, deriz ki: Bu itiraz cevaba değmez. Çünkü konuşma, herkesin din hükümleri. nin teferruatı hakkındaki malūmatı üstüne değil, dinin ken-disi, hakikatı üstündedir. Herkesin felsefeden, ilâhiyat-tan, mantıkdan, hasılı bütün ilim ve sanatlardan ne kadar malumatı olabilir, diye onların lüzumsuzluğuna mı kâni olalım? Yoksa hiç onlardan bahis mi etmeyelim? (Bu metin, İslami düşünce tarihinde bilginin (teferruat) herkes tarafından tam bilinmemesinin, dinin hakikatini ve genel ilkelerini öğrenmeye engel teşkil etmeyeceğini savunmaktadır. Din bir bütün olarak öğrenilir; özel ve teknik detayların herkes tarafından tam bilinmemesi dinin özünün gereksiz olduğunu göstermez.)