Bir karaktere sımsıkı sarılıp beraber ağlayacaksınız, bu hangi karakter olur diye bir soru sorsalar ne cevap verirsiniz?
Benim cevabım kesinlikle Martin Eden olur.
Kişiliğiyle beraber ruhunun değişimini hissedip içimi acıtan sayılı karakterlerden biri. Her çevrilen sayfayla koca bir adamın içinde sakladığı çocuk ruhunun ölümüne beraber tanık oluyoruz. Bir nevi olgunlaştıkça ruhu büyümek yerine yavaşça ölüyor, biz bunun topluca gerçekleştirilen bir cinayet olduğunu sonlara doğru fark ediyoruz. Sadece ruhu değil kişiliği de bizi cezbediyor.
Martin Eden'ı kişilik olarak bir sürü kelimeyle anlatabilsek de benim için 2 kelime ön planda olur: Bencillik ve hırs. Bu 2 kelimeyle hikaye şekilleniyor ve tabi ki hikaye ile beraber karakterde. Bencilliğini kaybetmese de bir çok özelliği değişiyor veya yok oluyor. Hayatın ona son darbeyi vurmasıyla rüyadan uyanıyor ama tamamen farklı biri olarak. Hem de bir zamanlar hırsları ve yaşamlarını eleştirdiği kişilerin hayatı gibi bir hayat içinde. Son 200 sayfa bu yüzden çok hoşuma gidiyor. Her okuduğumda içime işleyen 200 sayfa... Sarılıp onunla ağlamak istememi sağlayan 200 sayfa...
Sayfaların nasıl aktığını anlamıyorsunuz bile. Martin ile beraber çabalıyor, onu seviyorsunuz. Garip olan yazar Martin Eden'ı bireyselciliğe bir eleştiri olarak yazıyor ama okurlar Martin Eden'ı çok seviyor sonradan yazar bu duruma şaşırıp amacını gerçekleştiremediğini ifade ediyor. Yani öyle bir karakter ki yazarını bile şaşırtan .
Sadece Martin değil Ruth da sizi etkiliyor. Çoğu kişinin nefret ettiği bir karakter ama ben ne kadar kızsam da Martin'in bencilliği, kızın çevresi ve yetişme koşullarını da göz önünde bulundurarak nefret edemiyorum.
Bu kitap hakkında söylenecek çok şey var, anlatmaya yetecek kadar kelime yok. Kısaca
Belki büyük bir beklentiyle başladığımdan olabilir beni pek tatmin etmedi. Yine de güzel bir eser. Çok akıcı, tek oturuşta bitti. Hasta bir gencin psikolojisi iyi betimlenmekle kalmamış, hastalığın onda bıraktığı olgunluk da güzel işlenmişti. Sonu daha farklı olsa etkileyiciliği artabilirdi.
Polisiye deyince akla ilk gelen isimlerden biri Tess Gerritsen. Kendisi bir doktor bunu kitaplarında çok güzel kullanıyor. Tıp bilgisi işin içine girince de olaylar daha ilginçleşiyor. Bu kitabında konu kısaca organ hırsızlığı.
Kimi zaman kendimi Abby'nin yerine koydum. Onunla beraber etik ve mesleki sorgulamaya girdim ben olsam ne yaparım diye düşündüm. Kimi zaman da hastaların ve yakınlarının yerine koydum.
Kitap beni öyle içine çekti ki okurken yerimden fırlayıp ben de karakterlerle beraber nefes nefese kaldım.
Çok anlatmaya gerek yok yine Tess Gerritsen yine harika bir kitap.