Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...
EN KISA GECE Dünya'nın en uzun gecesiydi. 14 saat 47 dakika. Yıllardır görmediği dostu geldi. Yatsı-dan sonra oturup uzun uzun sohbet ettiler. Muhabbet, karanlık kadar koyulaştı. Sabah olmuş, gün ışımıştı. Dediler ki, "Geceler ne kadar da kısaymış, keşke uzun uzun muhabbet edebilseydik." Muhabbetin, vuslatın derinliği, geceyi kısaltırdı. Uzunluk, yalnız takvimdeydi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sahibim, Dünya'ya insan olarak doğdu. Zamandan 65 yıl yaş aldı, yaşlandı. Hep kalacak sandı kendini; ancak fazla da duramadı. Ahirete göç etti. Ancak insan kalabildi mi? Asıl mevzu bu! Dünya'da olmamak; ama insan vasfını hep koruyabilmek... Hayvanlar, öyle mi; hayvan olarak doğar, hayvan gibi yaşarlar.
Ömür Dediğin Bir şeyleri unutmak, bir şeyleri hatırlamaktır ömür dediğin. Bir doğumla başlar. Hafızanda kalan ilk şey genelde bir ses olur, bir koku, belki de bir gülüş. Koşarken geçer, beklerken tükenir. Ne zaman başladığını bilmezsin. Ne zaman biteceğini de. Hep bir şeyler beklenir: Bir telefon, bir mesaj, bir teselli... Ve hep bir şeyler ertelenir: Bir sarılma, bir özür, bir ziyaret... Sonra bir bakmışsın; takvim yapraklarıyla birlikte insanlar da bir bir düşmüş, eksilmiş. Anlar, anıya dönüşerek soluklaşmış. Fotoğraflar kalmış geriye, sesi unutulmuş bir gülüş eşliğinde. Ömür, yaşarken fark edilmeyen bir geçiştir aslında. Koca bir hayat, birkaç sahneye sığar: Bir sofra, bir kavuşma, bir ayrılık, bir bakış, bir söz, bir susuş… Gerisi telaş. Gerisi geçip giden zamandır. Ömür dediğin budur!
Değerlerimizin mazlumlaştığı, yaşantıda değil de daha çok kitaplarda kaldığı bir devirde bunları söylemenin kolay olmadığını biliyorum. Ama zaten önemli olan, kolay olanı değil; zor olanı yapabilmektir. Özüyle, sözüyle, duruşuyla, görüşüyle; alışverişiyle, hak ve hukuka olan riayetiyle; Müslüman olmaktan, insan kalmaktan yorulmayanlar, hayatı gerçekten anlamlı kılanlardır. Her gün, her nefeste; kalbinin nüfus sayımını yapanlar; içinde neyin daha çok olduğunu, neyin eksildiğini kontrol edenler ve gerektiğinde orada mıntıka temizliği yapmaktan çekinmeyenler, dünyanın gerçek bahtiyarlarıdır. Öyle, öyle de bahtiyar olmak kolay değildir elbette. Bahtiyarlar; hayatın açtığı yaraları sabırla taşırlar. Mevsimlere, insanlara, nefislerine karşı dirençlidirler. Patika yollardan yılmazlar, kararlılıkla yürürler. Bir kalbe girmeyi, en değerli hazine görürler. Ellerine uzun bir ip verilse çocukluklarına inerler. Neden mi? Çünkü o en temiz, en saf, en masum dönemde; yukarıda sözünü ettiğimiz değerleri, en doğal ve huzurlu şekilde yaşadıkları için.
Hayatı anlamlı kılmanın en güzel yollarından biri de insanların dünya ve ahiretine faydalı şeyler yapmaktır. Nitekim âlim ile âbid arasındaki farkı anlatan şu hadis-i şerif bu duruma en güzel örnektir: “Âlim ve âbid kıyamet günü diriltilir. Âbide, ‘Cennete gir’ denilir. Âlime ise ‘Dur! İnsanlara edebi (güzel ahlakı) öğrettiğin gibi (şimdi de onlara) şefaat et!’ denilir.”