Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...
“İyi insan, iyi Müslümandır. İyi Müslüman da iyi insandır!” Bu anlayışı, hayatının merkezine yerleştiren biri, hem kendini hem çevresini onarır. Ahlaklı olmak, sadece söylemde değil, ahlakı bir bütün olarak ele alıp, hayatta da tatbik etmekle mümkündür. Aksi halde; ibadet eden ama aynı zamanda yanlışlara kolayca yönelen profilde insanlar ortaya çıkar. Bu da, hem hayatını anlamlı kılmak isteyenlere hem de Müslümanlığı temsil edenlere farklı ve yanlış bakışlar yönelmesine sebep olabilir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

Kitapzâde

, bir kitap okudu
10/10
·79 syf.·
Beğendi
·
12 günde okudu
·
2025 34. kitabı
Sadakat mi Liyakat mi? Sadakat; kendisine lütuf ve ihsanda bulunana, iyilik yapana dürüst niyetlerle bağlılık gösterme, bu bağın hilafına hareket etmeme, vefakâr olma manalarına gelen ahlâkî bir terimdir. Liyakat ise bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunlukta ve yeterlilikte olması manasına gelir. Her ikisi de son derece methe layık birer vasıftır. Bunların hangisi daha mühimdir, öncelik hangisinindir tartışmasına girmeden şunu ifade edelim ki; her ikisine sahip olan bir dava adamının, hizmet neferinin değeri, som altınlarla takdir edilemez. Demek ki bir işte muvaffak olmanın en mühim iki yolu, bu iki vasfa sahip olmaktan geçer. Eğer sadakat olmazsa ahlâkî bozulma başlar, doğru olan bir kenara bırakılır, menfaat ön plana çıkar. Liyakat olmazsa düzen bozulur, kalite düşer ve başarısızlık kaçınılmaz olur. Muhbir-i Sadık Efendimiz (s.a.v.), idarecilerle alakalı şöyle buyurmuştur: “Allah, bir emir için hayır diledi mi ona doğru sözlü bir vezir nasip eder.” Çünkü vezir “vizr” kökünden gelir. Yani yük, ağırlık demektir. Vezir de emirin yükünü çeker, mesuliyeti ağır olan emaret işinde ona yardımcı olur. Bir idareci için en büyük nimet, sadakat ve liyakat sahibi bir yardımcıya sahip olmasıdır denilse herhalde mübalağa sayılmaz. Çünkü böyle bir yardımcı, bu vasıflara sahip olmayan nice yardımcıdan daha makbuldür. Zira yükün çoğunu o alır. Şimdi gelin, hayatı ibretlerle dolu Ayaz’ın sahip olduğu sadakat ve liyakat sayesinde kaç vezire bedel olduğuna bir göz atalım. Melik Ayaz’ın sarayda gördüğü değeri, bulunduğu mertebeyi kıskanan diğer vezirler bir gün Sultan Gazneli Mahmud’a: “Ayaz denilen bu hizmetçinin ne marifeti var ki, sen ona bu kadar değer veriyorsun, şu kadar kişinin ücreti kadar ücret ödüyorsun?” diye sordular. Sultan Mahmud, bu soruyu duymazlıktan gelerek
Erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar Rencide olur dîde-i huffâş ziyâdan (Yani ki “kemâlât sahibi, olgun, faydalı kişileri, aklı kıt, görgüsüz, çiğ tabiatlı kimseler çekemez, kıskanır, hasetlerinden parmaklarını dişlerler. Tabii ki öyle olacaktır. Çünkü karanlığa alışmış yarasaların gözü, aydınlık ve nur gördüğünde rahatsız olur.”)
Bugün çoban elbisesi giyerken, yarın saraylılara mahsus kaftanlar içinde olabilirsin. Bugün sıkıntılardan başını alamıyorsun, fakat bunlar yarın nail olacağın nimetlerin ayak sesleri olabilir. Ve yine, bugün fani, zelil dünya hayatında nefsin istek ve arzularına gem vurarak zahiren kısıtlı bir ömür sürmektesin. Fakat bu hayatın derununa ibretle nazar etsen, içinde, ebedî hayatın göz kamaştıran, akl u hayale gelmeyen nimetlerle kuşatılmış, donatılmış olduğunu görür, bu dünya çukurunda gizlenmiş olan sonsuz hayatı keşfedersin. Velhasıl, kıssadan hisse; zillete takılıp kalmak yerine, gelecek olan izzetin zuhuru için sabredip beklemektir aslolan.