Sen olduğun gibi yaşamak istiyorsun kafamda: Bir varlıkkavram olarak çıkıyorsun karşıma. Yaşanırken düşünülmesi ve düşünürken yaşanılması gereken bir mesele olmak istiyorsun. Bilge’yi senin gibi hissetmemi istiyorsun. Nasıl olur? Yani albayı da, kendimi onun yerine koyarak mı düşüneceğim? İşte bu nedenle, kurmak istediğim dünya, senin yüzünden yıkılıyor; bütün oyunlar anlamını kaybediyor.
Ne talimler yapmıştım: Kendini unutma, kendini unutma, düşün, karşındakine kapılma, önce duymamış gibi yap, acelesi yok, bazı şeyler de bırak kaçsın, yeni bir ülkedesin fırsatı kaçırma. Hayat, talimlere benzemiyor albayım. Gerçek mermiler insanı yaralıyor.
Çok istiyorsan gerçekleşiyor. Yalnız ve yalnız bunu istersen, bütün aklınla ve duygularınla tek bir dileğe yönelirsen oluyor ancak. Neden istediğini düşünmezsen, dileğin yaratacağı sarsıntıya dayanabileceksen isteğine kavuşuyorsun. Yalnız; yaşayabileceğin her şeyi bir yana itmelisin: Dişlerini ve yumruklarını sıkarak bütün şiddetinle sarılmalısın bu dileğe.
Artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. Bir roman, kendini okumaya başlasaydı heralde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini…