Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"
"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"
"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
Büyük , harap bir ev var . Büyün pencereleri örtülü , dışından bakılınca terk edilmiş anılır . İçerisi ise , karanlık , boğucu , rutubetli ve sıkıcı olan bu ev , büyük bir mezara benziyor . Fakat birtakım genç , cesur ve güçlü insanlar geliyor , bunlar çok şen ve akıllı adamlar . Hemen perdeleri kaldırıyorlar , camları açıyorlar . Evin içine güneş ışığı , temiz hava ve çiçek kokuları giriyor . Evin içinde her şey canlanıyor . Bina dıştan da onarım görüyor , yenileniyor , artık tılsımlı, perili bir yerden kaçar gibi bu evden uzaklaşmıyorlar . Yakınına gelip yenilenen binayı şaşkınlıkla seyrediyorlar . İşte böyle bir değişim her devlette , her vilayette , her ilçede , en harap ve unutulmuş bir köşede yapılabilir . Bunun için yalnızca canlı fikirli , uyanık ruhlu ve uygarlık uğrunda çalışmaktan bıkmayan, usanmayan insanlara ihtiyaç vardır .
Leo Tolstoy gayet doğru olarak şu sözleri söylüyor : “ Hayattaki düzensizliklerin en büyük nedenlerinden birisi şudur ki , herkes hayatında sadece refaha ulaşmayı arzu eder , fakat bizzat çalışmak sayesinde hayatını daha iyi bir şekilde düzene koyma ihtiyacını duymaz . “ Herkes , hayattan bir şey almak ister , fakat ona bir şey vermek istemez . Birçok kimseler toplum hayatına asalak olarak atılırlar. Hayatın anlamını başkalarını sömürmekte ve başka kimsenin sırtından geçinmekte ararlar.
Dostoyevski okuyarak psikolojiyi , Tolstoy okuyarak sosyolojiyi , Proust okuyarak sanatı , Tanpınar okuyarak zaman felsefesini , Goethe okuyarak doğa felsefesini merak edebiliriz. Okumak zaten farklı renk meraklardan oluşan bir karteladır.
Malcolm X , hayat hikayesini anlattığı kitabında , beyazlar nezdinde kara derililerin konumunu belirlerken: “ onların gözünde bizler birer eşya idik , o kadar .” diyordu .