Büyük , harap bir ev var . Büyün pencereleri örtülü , dışından bakılınca terk edilmiş anılır . İçerisi ise , karanlık , boğucu , rutubetli ve sıkıcı olan bu ev , büyük bir mezara benziyor . Fakat birtakım genç , cesur ve güçlü insanlar geliyor , bunlar çok şen ve akıllı adamlar . Hemen perdeleri kaldırıyorlar , camları açıyorlar . Evin içine güneş ışığı , temiz hava ve çiçek kokuları giriyor . Evin içinde her şey canlanıyor . Bina dıştan da onarım görüyor , yenileniyor , artık tılsımlı, perili bir yerden kaçar gibi bu evden uzaklaşmıyorlar . Yakınına gelip yenilenen binayı şaşkınlıkla seyrediyorlar . İşte böyle bir değişim her devlette , her vilayette , her ilçede , en harap ve unutulmuş bir köşede yapılabilir . Bunun için yalnızca canlı fikirli , uyanık ruhlu ve uygarlık uğrunda çalışmaktan bıkmayan, usanmayan insanlara ihtiyaç vardır .
Leo Tolstoy gayet doğru olarak şu sözleri söylüyor : “ Hayattaki düzensizliklerin en büyük nedenlerinden birisi şudur ki , herkes hayatında sadece refaha ulaşmayı arzu eder , fakat bizzat çalışmak sayesinde hayatını daha iyi bir şekilde düzene koyma ihtiyacını duymaz . “ Herkes , hayattan bir şey almak ister , fakat ona bir şey vermek istemez . Birçok kimseler toplum hayatına asalak olarak atılırlar. Hayatın anlamını başkalarını sömürmekte ve başka kimsenin sırtından geçinmekte ararlar.
Malcolm X , hayat hikayesini anlattığı kitabında , beyazlar nezdinde kara derililerin konumunu belirlerken: “ onların gözünde bizler birer eşya idik , o kadar .” diyordu .
Fakat canlı hayata , yaşayan ve duyan insana , cansız madde karşısındaki bir mühendis gibi değil , bir kalb adamı olarak yaklaşmayı istedim. Zaten başka türlüsü de elimden gelmez . Ancak sevdiğimiz şeyler bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın bir zenginliği olarak bizimle beraber yaşarlar .