Romanın merkezinde "şimdi" ve "burada" kavramlarının trajik ironisi yer alır. Kitap, isminin vadettiğinin aksine, aslında hep orada ve geçmişte asılı kalan, anı yakalamakta ve şimdiki zamana kök salmakta zorlanan modern insanın trajedisini anlatır.Yazar,bu trajediyi aktarırken doğrusal bir zaman çizgisini tamamen kırar. Geçmişe dönüşler ve bilinç akışı vasıtasıyla okurunu sürekli tekinsiz bir zeminde yürütür. Metin boyunca 'yankılanan'
"Hangi zamandayım, kimim?" sorusu sadece karakterlerin değil okurun da pusulasını kaybettiren bir sorgulamaya dönüşür.
Romanın ana kahramanları görünürde Yankı ve Birkan olarak karşımıza çıksa da hikâyenin asıl ve en güçlü kahramanı; bu karakterlerin geçmişten şimdiye taşıdıkları, bildikleri ya da çoğunlukla yüzleşmekten kaçarak bilmedikleri
"yaşayamadıkları yaslarıdır." Zileli, yas tutmanın insani bir ihtiyaç olmaktan çıkıp imkânsızlaştığı durumların haritasını çıkarır.
Bu noktada, her iki karakterin hayatındaki "anne figürleri" birer gölge gibi bugünü şekillendirir. Anneyle kurulan ya da kurulamayan bağ, karakterlerin şimdiki zamandaki aidiyetsizliğinin en büyük sebebidir. Yazar, hikâyesinin satır aralarında bizi sıklıkla şu sarsıcı gerçekle yüzleştirir: "Yasın bir süresi vardır. Veda etmek için yas tutarız." Peki ya veda edilemeyenler?
Metin ilerledikçe sorgulama daha da derinleşir: Tutulmayan ya da tutulmasına izin verilmeyen yaslar, bulunamayan kayıplar, bir türlü geri gelmeyen babalar insanın geleceğini nasıl şekillendirir? Irmak Zileli, cevabı karakterlerin ruhsal dünyaları üzerinden verir: Gömülemeyen geçmiş, geleceği de çürütür. Zaman akar ancak insan o gömülmeyen anın içinde çakılı kalır.
Yankı ve Birkan, kendi içlerindeki bu devasa boşluğu doldurmaya çalışırken aslında hayatı değil bitmemiş bir geçmişin hayaletlerini