Ölüm her konuda doğanın çaresiyken neden kanunlar için olmasındı? Böylece kalpazan ölüm cezası aldı; Tellson bankasının önünden at kaçıran da, üçkâğıtçı da, öyle ya da böyle, bir şekilde suça bulaşan herkes ölüm cezası aldı. Suçluları engellemiyordu aslında bu uygulama -hatta tam tersi bir etki yarattığını vurgulamakta yarar var- ama tek tek her bir olaydaki sorunu temizliyor, geriye ilgilenecek bir mesele bırakmıyordu.
Açlık her yerdeydi. Yüksek yüksek binalardan fırlatılmış, sıra sıra asılmış olan sefil kıyafetlerden sarkıyordu; Açlık samanla, paçavrayla, tahta parçaları ve kâğıtla yamanmıştı bunlara; adamın testereyle kestiği her bir odun parçasında gösteriyordu kendini. Açlık tütmeyen bacalardan gözünü dikmiş bakıyor, çöplerinin içinde tek bir yiyecek kırıntısı olmayan, pislik içindeki sokakta kocaman dikiliyordu.
Uzaktan, İstanbuldan uğultular geliyor, kızıl kanatlı yırtıcı kuş Menekşenin üstünde, göğsünü esen yele verip kanatlarını germiş süzülüyor, önümde İstanbul şehrinin acımasızlığının, yitmişliğinin, kendi kendini, insanlığını unutmuşluğunun, çok şeyler yitirmişliğinin bir anıtı, yüzlerce kuş başından dikilmiş bir anıtı duruyordu.