"Kabil'de kız doğmakla Oslo'da kız doğmak aynı anlamı taşımıyor, kadınlık aynı biçimde yaşanmıyor, ne de kimliğin başka hiçbir öğesi."
Ölümcül Kimlikler
Her insan, hayata kendine sorulmamış bir sorunun cevabı olarak başlar. Gözlerini açtığında bulduğu kimlikler, sanki hep varmış gibi önünde hazır durur. Milliyet, din, dil, mezhep, cinsiyet… Oysa hiçbirini seçmemiştir. Zamanla bu kimlikleri sorgulamayı öğrenen az sayıda insan olur. Ben de bu sorgulamanın içinde büyürken, yıllar önce Amin Maalouf’un "Ölümcül Kimlikler" kitabıyla karşılaştım. Ve o kitap, zihnimdeki birçok düğümü çözmek için bir anahtar olmuştu.
İnsan, doğduğu coğrafyayı, ana dilini, ten rengini, ailesini, inancını ya da mensubu olduğu milleti seçemez. Bu yönüyle varlık, iradenin değil, kaderin bir sonucudur. Tıpkı bir ağacın nereye dikileceğini bilmeden yeşermesi gibi... Bir çam ağacının, sadece kavak olduğuı için onu küçümsediğini düşünün. Ne kadar anlamsız ve doğaya aykırı! İşte bu yüzden, insanın doğuştan seçemediği özelliklerle övünmesi ya da onlar nedeniyle yerinmesi bana hep temelsiz ve adaletsiz görünmüştür.
Albert Einstein bu konuda şöyle diyor: "Milliyetçilik, çocukluk hastalıklarının en kötüsüdür. İnsanlığın kızamığıdır." Kendi emeğimizle inşa etmediğimiz bir kimliğe övgüler dizmek, çoğu zaman empati yoksunluğunun ve entelektüel tembelliğin göstergesi hâline geliyor.
Milliyet, soyadı, mezhep hatta tuttuğumuz takım bile bireyin bilinçli iradesiyle değil, büyük ölçüde içine doğduğu çevrenin alışkanlıkları ve yönlendirmeleriyle şekillenmiştir. Kendi emeğimizle inşa etmediğimiz bir şeyle gururlanmak, ya da aynı şekilde kendi seçmediğimiz bir şeyden dolayı bir başkasını dışlamak, aklın ve vicdanın terazisinde tartıldığında ne kadar anlamlı
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma