Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
"Aldığım o bir sürü ret cevapları, o yarım ağız vaatler, düpedüz hayırlar, beslenmiş de boşa gitmiş ümitler, her seferinde sonuçsuz kalmış yeni yeni teşebbüsler, bende cesaret diye bir şey bırakmamıştı."
Ciddi aşklar böyledir. Aşıklar her tavır ve hareketleriyle birbirlerine sessizce gerçeği söylerler de "seni seviyorum" sözünü telaffuza mümkün değil cesaret gösteremezler.