Ömer Seyfettin Kızılelma’yı çok farklı bir açıdan değerlendiriyor. Bu dünyadaki maddi unsurların dışında daha değerli, daha önemli daha farklı bir makam yada yer veya ilahi bir değer olarak bakıyor. Böylece sırra en yakın yerde duruyor diye düşünüyor insan.Kanuninin Huzurunda Kızılelma üzerine ilk araştırma yazısı Şeref Uluğ tarafından Büyük Doğu dergisinde yazılmıştı, daha sonraki araştırmacılar Kızılelma’nın yerini haritalarda arayanlardan çok, onu Ziya Gökalp’ın görüşüyle, Türkün erişilmek ve gerçekleştirilmek istenen bir ülküsü olarak açıklayanlardı. Ziya Gökalp’m Kızılelma adlı eseri çıktıktan sonra bir hayli yorum ve tefsirler yapılmıştı. Nihal Atsız; Kızılelma’daki safiyet ve doğallığın bu Türk ülküsünün çok eski olduğunu göstermesi bakımından anlamlı bulmuş, bu ülkünün aydınlardan önce halk arasında doğduğuna dikkati çekmişti. Özellikle Kızılelma ülküsünün Osmanlı devletinin parlak zamanlarında iyice belirlenip şekillendiğini çağlar boyu halk nezdinde hiç kaybolmadan sürüp gelmiş olan bu sırlı bilginin kökeninin ilahi olduğu konusunda ısrarla durmuştur.Dr. Mustafa Hakkı Akansel, konuya daha farklı bir yorum getirmiş “Bence Kızılelma, bir yerde değildir, burada bizim içimizdedir; onun öteki ismi millî asabiyet, millî ahlâktır” demiştir. Osman Turan ise; “Osmanlı Padişahları, tarihî cihan hâkimiyeti mefkuresine, eskiden daha kuvvetli bağlanırken, İstanbul’u bu hâkimiyetin ilk merhalesi ve merkezi sayıyorlardı. Türk siyaset ve fikir adamları arasında gelişen bu millî ve İslâmî mefkurenin halk kitlelerine ve askerlere Kızılelma adı ve efsanesiyle yayılması çok dikkate değer olup, İstanbul’u sembolleştiriyor ve Türkler için ona sahip olma emelini teşkil ediyordu”. Yani Kızılelma “İstanbul”