Havanın kararmasıyla akşam ezanı okunmaya baş- lamıştı. Köşedeki küçük camide akşam namazını kılma- ya karar verdi. Böylece hava biraz daha kararmış olacak ve işi kolaylaşacaktı. Caminin kapısına yaklaştığında iki askerin kapıda nöbet tuttuklarını gördü. Bir an girmekle girmemek arasında bocaladı. Fakat geri dönmesi daha çok dikkât çekeceğinden kapıya doğru ilerledi. Askerler- den iri yarı olanı bir komutan edasıyla gürledi:
- Adın ne? Ummadığı bu suale şaşırmıştı:
- Hasan, dedi, kısık bir sesle.
- Bu semtte mi oturuyorsun ?
Evet, iki sokak ötede.
Diğer asker, Hasan'ın sakalını okşayarak güldü:
- Peki oradaki camiye niçin gitmedin?
Bocaladı, şüphe uyandırmamak için bu semtte oturduğunu söylemişti. Fakat yakınlarda başka bir cami daha olduğunu bilmiyordu. Kendisinden cevap bekleyen askerlere mazeret bulma da gecikmedi:
- Genelde buraya gelirim. Çikınca da șu karşıdaki kahveye uğrarım. Cevabı askerleri tatmin etmişe benziyordu. Iri yarı olanı elini dudaklarına götürerek, Hasan'ın sakalına bir öpücük kondurdu. Bir yandan da alaylı alaylı gülüyordu.
- GEÇ BAKALIM MOLLA. AKŞAM JİMNASTİĞİ YAPMAN İÇİN KOCAMAN BIR SPOR SALONU SENİ BEKLİYOR.