Hüznümüz saldırı altındadır. Hakikat kapılarının aralanacağı o eşsiz anlar, "Üzülmeyi bırak, yaşamaya bak" mızrağıyla delik deşik edilmekte, tam haritadaki yerimizi tespit edecekken, üzerimize boca edilen yapay coşkular fersah fersah uzaklaştırılmaktadır kıyıdan. "Girdap" uyarısına rağmen yüzmüyoruz tehlikeli sularda. Çünkü böyle bir tabelaya rastlamıyoruz hayat alanlarımızda. Bütün tabelalar adrenalini kışkırtıyor. Bütün tabelalar belaya çağırıyor. Bütün tabelalar gözyaşını kovuyor hayatımızdan. İyilik yapılıyor güya insana. Düşünenleri görmeye tahammülü yok kimsenin. Düşünüyorlarsa psikolojik yardıma ihtiyaçları vardır. Düşünüyorlarsa gemileri batmıştır. Düşünüyorlarsa kafaya takmışlardır bir şeyleri. Binin yarışı beş yüzdür. Dünyayı Kurtaran Adam komik bir filmin adıdır.
Gözyaşının kovulduğu bir hayat insanın kovulduğu bir hayattı hâlbuki...
Önümüzde duran bir problemi çözmenin ilk adımı, onun 'nasıl' ortaya çıktığını derinlemesine analiz etmektir. Böylece problemi doğuran sebeplere ulaşır, bunları ortadan kaldırmak için adım atmaya başlarsınız. Problemi doğuran sebeplere kafa yormadığınızda ve meselenin nasıl düğümlendiğini anlamaya çalışmadığınızda, durmaksızın problemi tarif ve tavsif edip şikâyetlendiğiniz bir kısır döngü ortaya çıkar. Üstelik şikâyet ettiğiniz şeyler de yok olmaz, aksine kangrene dönüşür ve bünyede iyiden iyiye derinleşir.
Kudüs meselesi, bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir. Kudüs’ün ne kadar kutlu ve mübarek bir şehir olduğunu anlatıp, Siyonizm’in kötülüklerini sıralamakla vakit geçirirken, “Peki, bu iş nasıl bu hale geldi?”, “Nasıl başardılar?”, “Biz neden iddialarımızın altını dolduramıyoruz?”, “Hangi konularda eksiğiz?” soruları üzerinde yeterince kafa yormuyor gibiyiz. Kudüs’ün kıymeti ve işgalin felâketleri konusunda zaten bir görüş ayrılığı yok; fakat mevzunun bamteline de dokunmak gerekiyor artık. Yeterince vakit kaybettik çünkü.
Kudüs’ün içinde bulunduğu durum, İslâm dünyası olarak bizim çeşitli alanlardaki ihmal ve tembelliklerimizden kaynaklanıyor. Evvela, bu gerçeği teslim etmemiz gerekiyor. Siyonistler sadece slogan atarak ya da hayal kurarak bu aşamaya gelmediler. Bizim de sadece slogan atarak ve hayal kurarak alabileceğimiz herhangi bir mesafe yok. Ne yaptılarsa, kendi ahlâkî normlarımız çerçevesinde ve ana ilkelerimizden sapmadan, biz de aynısını yaparak ve eksiklerimizi tamamlayarak yol alabileceğiz. Dünyada başarı kazanmanın kuralları var. Siyasetin ve savaşların da kendi içinde kuralları var. Bunları yerine getirmeden, Kudüs konusunda kurduğumuz içli cümleler bize sevaptan başka bir şey kazandırmayacak maalesef.
Her bir ferdin kendi içinde tutarlı, ahlâklı,
Her milletin doğal yeri tarihidir. Bir milletin doğal yerino bulması, o milletin özünün gürleşmesini, özgürleşmesini sağlar. Bu nedenle her millet eğitim ve terbiye sistemini,doğal yerini verecek bir biçimde örgütlemelidir. Aksi takdirde, millet yapay yerde yapaylaşır; bir süre sonra da iç-çatışmaya yuvarlanır. Sonuç, maddî ve manevî/zihnî imkânların tükenmesi ile birlikte o milletin de tarih sahnesinden silinmesidir. Unutulmamalıdır ki, tarih yanlızca ibret alınacak değil, aynı zamanda kuvvet alınacak/devşirilecek bir zeminir.
Türk milleti, özünün gürleşmesi elinden alınarak yapaylaştırılmış, sürekli bir iç-çatışma ortamı içine sürüklenmiş, "Biz ne idik ki ne olacağız?" psikozu içine yuvarlanmış; tüm bu hedefleri, düşünüş ve davranış biçimi hâline dönüştürecek bir eğitim ve dolayısıyla düşünce sisteminin cenderesi içerisine sokulmuştur.