Hızlı yürüyordu, kaçıp gitmek, benden kurtulmak istiyor gibiydi. Beni geride değil, karanlık bir zamanın yüreğinde bırakıp gitmek ve bir daha adımı hatırlamamaktı tek dileği.
Büyüdüm. Zehirli bir ırmaktı zaman. Bızi kendine, kendini suskunluğa sürükledi. Kıyısına çıkamadığımız bir nehir; ne boğulduk ne kurtulduk. Zaman zorlu bir hatırlayışın sindirim sistemindeki yolculuğumuzdu.
"Biz canımızın istediğine, aklımızın kestiğine değil, olabilecek olana harcamalıyız gücümüzü. Olabilecek olana, olması mümkün olana. Mümkün olanı, mümkün yapmak, bizim işimiz bu,"
"İşte ben, bu alışkanlıklarından biri olmak istemem. Senin düzenle olan bağlarından biri. Sabahki diş fırçan, ya da kolunun altına sürdüğün deodorant, ya da yumurtalı şampuan olmak istemem. Bunların günlük mutluluğunda, rahatlığında belki sadece ufak bir payları var. İşte ben bu gündelik mutluluğun daha büyük bir payı olmak istemem.
Elini tuttu. Hep el ele tutuşurlarmış gibi yadırgamadılar bunu. Öyle, iki vücutta ayıı ayrı dolaşan kan, ansızın iki vücutta birden dolaşmaya, daha büyük, daha güzel, daha canlandırıcı bir gezi yapmaya başladı. Ellerinden birbirlerine aktardıkları özsuyunun verdiği sevinçle yürüdüler.