Otronto Şatosu, Horace Walpole’e tarafından yazılmış, Gotik Edebiyat alanında ilk eserdir. Bir başka deyişle Gotik figürlerin mimari ve resimden sonra edebiyat alanına taşındığı ilk eserdir. Kitapta Gotik sanatına ilişkin olarak edebiyatın ana unsurlarından olan mekân için seçilen başlıca yerler; daha çok dini ve siyasi alanda karşımıza çıkan: Şato, kale, kilise, şapel, gizli geçitler… Konuya ilişkin; doğaüstü olaylar, nereden geldiği bilinmeyen nesneler, korku ve dehşeti alevlendiren gizemli ve sıra dışı olaylar, ruhlar ve bilinmezlik… Walpole kendisinden sonra birçok yazara ilham kaynağı olacak olan bu eserini okurken insan kendisini bir tiyatro sahnesinde buluyor. Bazen heyecanlanıyor, bazen korkuyla ürperiyor, bazen de tebessüm ediyor. Birkaç yıl önce öğrencilik yıllarımda kitap fuarından merak ederek ikinci elini aldığım kitabı çok sonraları okumanın pişmanlığını ve kitabı okurken duyduğum mutluluğu anlatamam. Ahlaki değerler yargısına bulunduğu katkı, kadının toplumda ve ailedeki yerini ve tutumunu sorgulatan, dostluğu, yöneticiliğin nasıl ve ne olduğunu, tabi ki aşkı böylesine çarpıcı ve akıcı bir anlatımın güzelliğiyle okumak insanın ufkunda zengin bir birikime katkı ediyor. Kitabın konusuna da çok az değinmek istiyorum. Otronto prensi Manfred, oğlu hasta Conrad’ı Vicenze Markisi’nin kızı güzeller güzeli Isabella ile acele bir şekilde evlendirmek ister bunun sebebini herkes şu kehanete bağlar “Asıl sahibi orada yaşayamayacak kadar büyüdüğünde, Otronto Şatosu ve lortluğu ailenin elinden çıkacak” ama düğün günü Conrad ortadan kaybolur. Köylüler onu Şatonun şapelinde nereden geldiği bilinmeyen devasa miğferin altında ölü olarak bulur. Köylülerden biri (Theodore) bu miğferin Nicholas kilisesindeki Alfonso heykelindeki miğfere benzediğini söyler. Prens, farklı