Tek bir Türk milleti olduğu gibi tek bir Türk devleti vardır. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet bu tek ve ebed-müddet devletin, çağlar içindeki görünüşleridir. Sadece hanedan veya rejim değişmeleriyle devam eden bu tek ve sürekli devleti bölük pörçük ve hatta sonrakini bir öncekine düşman gibi göstermek, tarih bölücülüğüdür.
Son iki asırda, Avrupa bizi silahları ile bastırınca hazırlıksız ve temelsiz birtakım aydınlar, tıpkı tüfek ateşiyle ilk karşılaşan Afrika yerlileri gibi, büyük paniğe kapılmışlardır. Dört- beş yüzyıl boyunca Türk'ü yenilmez gören Batı'yı, asla yenilmez görmeye başlamışlardır.
"Donanma ordu yürürken muzafferen ileri
Üzengi öpmeye hazırdı garbın elçileri" gerçeğine karşılık Batı'nın yetiştirdiği taklitçi Türk aydınları (!) " Biz ancak maddi ve manevi her varlığımızdan sıyrılıp Batılılara benzediğimiz takdirde adam oluruz" kafasıyla fetva vermişlerdir.
İki asırdan beri aydınları, okumuşları çoğunlukla böyle konuşan bir toplum, içine düştüğü hataları tekrar etmekten başka ne yapabilir?
"Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan olabilecek genç lazımdır.
Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın." ATSIZ