Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında fikir yürütmekten kaçınırız da, ilk rastladığımız insan hakkında son kararımızı vermekte zerre kadar tereddüt etmeyiz?
‘’Seni çok özledim.” Demek istiyorum cümlede en çok da çok kelimesi az kalıyor ,” sende beni çok özle “ demek istiyorum bu kezde çok kelimesi çok olur diye korkuyorum . Söyleyince çok oluyorum susuncada çok ölüyorum.
Paris’in orta yerinde, Yahudi mahallesinde babasıyla yaşayan küçük Momo’nun hikayesi bu. Aslında adı Moïse ama biz onu Momo olarak tanıyoruz. Evde sevgi kırıntısı bile bulamayan, erkenden büyümek zorunda kalmış bir çocuk o. Tam da hayatın o gri yükü altında ezilirken, mahallenin "Arap" bakkalı Mösyö İbrahim çıkıyor karşısına.
Buradaki "Arap" nitelemesi aslında kitaptaki en tuhaf detaylardan biri; çünkü Mösyö İbrahim aslında Altın Boynuz’dan (İstanbul'dan) gelmiş bir Türk. Mahalleli için bakkalın Arap olması, onun akşam geç saatlere kadar açık kalmasını ve yardımseverliğini niteleyen bir etikete dönüşmüş durumda.
Kitap ilerledikçe Mösyö İbrahim, Momo’ya hayatın provasını yaptırıyor sanki. Ama öyle üstten bakan,parmak sallayan, sıkıcı öğütlerle değil. Mesela bir yerde diyor ki; "Gülümseme mutluluktan doğmaz, aksine mutluluk gülümsemekle başlar." Ne kadar basit ama bir o kadar da vurucu değil mi?
Kitap boyunca Mösyö İbrahim’in cebinden çıkardığı o gizemli "Kuran’ın Çiçekleri"ne dair bilgeliği izliyoruz. Bu bilgelik, katı dini kurallardan ziyade, Sufizm’in o hoşgörülü, sevgi odaklı ve hayatın içindeki küçük mucizeleri görmeyi sağlayan penceresinden bakıyor dünyaya.
"Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri", dinler üstü bir sevgi dilini konuşuyor. Okurken hem o küçük bakkal dükkanındaki çay kokusunu duyuyor hem de Mösyö İbrahim’in o bilge gülümsemesini hayalinizde canlandırıyorsunuz.
Bu eser sinemaya da uyarlanmış ve Mösyö İbrahim karakterine dev oyuncu Ömer Şerif hayat veriyor. Kitabı bitirdikten sonra filmini izlemek de harika bir tamamlayıcı olabilir.
Herkese bol kitaplı günler ve keyifli okumalar diliyorum.