Evet, evet, evet, olan bu. Evet, gençlik gençliğini yapacaktır. Ama gençlik, hayvanlar gibi davranmaktır. Hayır, tam olarak hayvanlar gibi değil de, daha çok küçük oyuncaklar gibi davranmaktır. Hani sokaklarda satarlar ya; içinde mekanizması, dışında da anahtarı olan küçük teneke adamlar vardır. Anahtarını gırr gırr gırr kurarsın, bırakırsın, yürür gider ya kardeşlerim… Ama düz çizgide gider ve tabii bir şeylere toslar; düz gider, tos tos toslar, yaptığından vazgeçemez. İşte genç olmak, bu küçük makineler gibi olmaktır.
Yağmur başlamıştı. İyiden iyiye ayaz çıkmıştı. Çevrede ne bir âdemoğlu ne de onun barınmasını sağlayacak bir yer görebiliyordum. Nereye gidecektim? Ne evim, ne param ne de beni düşünen insanlar vardı yeryüzünde. Ağladım bir süre. Ellerimi yere dayayıp yavaşça doğruldum; ayağa kalktım. Yürümeye başladım.
Daha sonra yaptığım şey de aynı şekilde anlamsızdı. Çılgıncaydı, ahmakçaydı; neredeyse anlatmaya utanıyorum. Ama size ve kendime hiçbir şeyi saklamayacağıma dair söz verdim: Ben… ben onu yine aramaya başladım. Yani onunla geçirdiğim her anı hatırlamaya çalıştım. İçimdeki engel olunmaz bir güç beni zorla onunla dün geçirdiğim yerlere çekiyordu: Onu güçlükle kaldırdığım bahçedeki banka, onu ilk kez gördüğüm oyun salonuna… Evet, hatta geçmişi bir kez olsun tekrar yaşamak için o pis otele bile gittim. Ertesi gün de arabayla Comiche’e gidecek, aynı yolda yürüyecek, her sözcüğü ve hareketi içimde yeniden yaşayacaktım. Evet, böylesine saçma, böylesine çocuksuydu şaşkınlığım.