"...
İstediğim, çocuklar ölmesin
Çocukların ölümüne
dayanamıyormuşum demek
Hiç çocuğu olmayan, hiç çocukluğu olmayan
Hiç çocuklarla yaşamamış ben
Gözyaşlarım utancı değil...
..."
Evet, dedi, kentimizin tek Süryanisi ve tek kitapçısı.
Süryani ne demek? Niçin Süryani? O Süryani ise sen kimsin?
Ben kimim?
Sormadım. Hiçbir soru sormadım. Denizde de soru sorulmaz.
Bazı deniz kurallarının (Soru sorma!) karlı dağ başlarında ya da susuz çöllerde de geçerli olacağını hiç düşünmemiştim.....
..
Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi?
Ben öyle yaparım. İşte size on dost gibi on kitap verdim, dedi. Bakarsınız, karıştırırsınız, anlarsınız, seversiniz ya da kaldırıp atarsınız, unutursunuz.
Tamam. Anladım.....
Zil çaldı.
Çocuklar odaya doluştular,
pantolonları yırtık
entarileri renk renk yamalardan oluşan
burunları akan, aktıkça burunlarını çeken
ya da ellerinin tersiyle silen
gözleri fıldır fıldır dönen
boyuna kendi dillerinde konuşup bağrışan
başka bir dilden bir soru sorduğumda cevaplamayan
sorulu gözlerini korkuyla gözüme diken
başka bir dilden konuştuğumda ağızlarını bıçak
açmayan
saçları makasla kırpılmış oğlanlar
uzun saçlı saçlarının dibi bit ve sirkeyle dolu kızlar
ayaklarında taşıt lastiklerinden kesilip biçilmiş ayakkabılar olan
hiçbirinin ayağında çorap olmayan
giderek bazılarının ayağında ayakkabı bile olmayan yanı yalınayak
yalınayak, ama karlar üstünde yalınayak,
mosmor ayaklı yalınayak çocuklar
hiçbirinin önünde kalem, defter, kitap olmayan çocuklar....
.
tam yirmi bir çocuk saydım..
Çocuklarla. Sen de çocuklarımıza tüm bildiklerini, konuştuğun dilini, okumanı, yazmanı öğretirsin,oldu mu?
Hep iyi şeyler öğretirsin.
Çünkü bizim çocuklarımız, bütün çocuklar gibi iyidir...