Süryaninin verdiği kitaplardan birinde şöyle bir cümle var:
"İnsanoğlu kendine yetmesini bilseydi, önemli bir sorunu çözümlemiş olurdu."
(Dilime ben çevirdim.)
Kendine yetmek ... Denizciler çok iyi bilir bunu.
Çünkü yaşamışlardır bu olanaksızlığı.
Ancak bir çılgın yetebilir kendine.
Çünkü onun dünyası başkalarıyla doludur.
Duyduğu sesler, gördüğü görüntüler, insanlar, hayvanlar, sanrılar bırer gerçektir onun dünyasında. Onlarla konuşur onlarla sevişir, onlarla kavga eder. Onlar vardır çılgının dünyasında.
Ama çıldırmayan, henüz çıldırmayan bir insan nasıl yetebilir kendine?
Çılgına öykünerek mi? Kuşlarla, köpeklerle konuşarak mı? Deniz kızları yaratarak (denizdeysen eğer), dağ kızları yaratarak ( dağ başındaysan eğer), çöl kızlan yaratarak (çöldeysen eğer) mı?
Onlarla mı sevişir? Onlarla mı konuşur? Onlarla mı yazışır?
Ama çılgınlığını benimsemediyse, akıl denen o bela daha yitmediyse, sürüp gitmez bu konuşmalar, bu sevişmeler.
İletim kesilir.
Yaşam tüm çıplaklığı içinde belirir.Tüm çıplaklığı içinde, yani acımasız ve insanoğluna kendi kendine yetmeyeceğini bildirerek.
.. Elbet sabah da olur, zamanı gelince, elbet, yalnız kentlerin, denizlerin, düzlüklerin üstünde doğacak değil ya güneş,
elbet, burda da, olduğumuz yerde de, karların,
buzlu kayaların üstünde, ağaçsız çıplak dağlarda da doğar güneş,
tüm güzelliğiyle,
tüm korkunçluğuyla.
...