Bir çoban ateşi olmalıydı. O anda, o ateşin bulunduğu yerde olmak istedi: Orada, gecenin koyu karanlığında tek başına kalmak, hiçbir şeyi düşünmemek, ara sıra ateşe kuru ardıç dallarını atarak çatır çatır yanışlarını seyretmek...
Ama burada günler nasıl da uzundu. Saatler, sanki insanlar gibi temkinli adımlarla ilerliyordu ve madam onları hızlandıracak hiçbir yol bilmiyordu. Ne yapacağını bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü.
-Peki kabul oldu mu dileğin?
-Bilmem. Belki de kabul olunacak bir şey değildir.
-Benim de dileğim o, o zaman.
Bazen dilekler söylenmeden anlaşılabilir. Söylenmemiş bir ortak dileğimiz var artık seninle.