John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar adlı romanı, insan ruhunun en derin köşelerine sinen bir gerçeği ustalıkla ortaya koyar: Hayaller, bazen bir fare kadar küçük; bazen bir insan kadar büyük olsa da aynı derecede kırılgandır. Roman boyunca George ve Lennie’nin kurduğu küçük çiftlik hayali, yaşamın sert koşulları karşısında hep bir adım geride kalır. Ancak bu hayalin kırılganlığı, yalnızca ekonomik zorluklardan değil, insanın içsel savunmasızlığından da beslenir.
Burada roman ile gerçek hayattaki bilimsel bir gözlem şaşırtıcı biçimde buluşur. Farelerin, bir labirente girmeden önce yolları zihinlerinde canlandırdığı keşfedilmiştir; tıpkı insanın geleceğini hayal etmesi gibi. Steinbeck, bu gerçeği bilmese bile romanının adıyla sanki bilimi sezmiştir: Hem fareler hem insanlar bir gelecek tasarlar, bir yaşam planı kurar, fakat en ufak bir sarsıntıda bu plan dağılıp gider. George ve Lennie’nin hayali, işte tam da böyle bir labirenttir; nereye dönseler bir engel çıkar, her yol umutla başlar ama karanlık bir çıkmazla bitebilir.
Lennie’nin masumiyeti ve güçsüzlüğü, fare metaforunun romandaki en belirgin karşılığıdır. Onun hayalleri basit, saf ve korunaksızdır. George’un hayalleri ise daha insani, daha bilinçli fakat aynı derecede savunmasızdır. Böylece Steinbeck, bize hayal kurmanın hem bir güç hem de bir yük olduğunu hatırlatır. İnsan, tıpkı fare gibi geleceğini kafasında kurar; fakat kader, toplumsal koşullar ve insan ilişkileri bu hayali kolaylıkla parçalayabilir.
Sonuç olarak Fareler ve İnsanlar, yalnızca iki adamın hikâyesi değildir; hayal kuran her canlının hikâyesidir. Steinbeck’in dünyasında, fareler ve insanlar aynı kaderi paylaşır: Umutla kurulan hayallerin, hayatın sert darbesiyle paramparça olabileceği gerçeğini. Bu yönüyle roman, hem duygusal hem de düşünsel