Züleyha

Züleyha
@Kayraz
İster tek bir bireyde olsun, ister halkta olsun, insanın doğası gereği, güçlü duygular sonsuza kadar sürmez ve askeri organizasyonlar bunu bilir, bunun için de yapay bir kışkırtma, duygulara sürekli "doping" yapılması gerekir ve bu sürekli kışkırtma görevini -isteyerek ya da istemeyerek, dürüstçe ya da meslekleri gereği- şairler, yazarlar ve gazeteciler gibi aydınlara yaptırırlar. Nefret davulunu onlar çalıyordu ve bunu öyle güçlü yapıyorlardı ki, kendi halinde olan bir insanın bile kulakları çınlıyor ve kalbinde ürpertisini hissediyordu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Savaş, akıl ve adil bir hissiyatla yönlendirilemez. Savaşın aşırı bir duygu seline ihtiyacı vardır, savaşanlar kendileri için heyecan, düşmana karşı da nefret yaratmak zorundadırlar.
O zamanlar birdenbire aşırı milliyetçi kesilen bütün bu şairler ve profesörler, gerçekten de dürüst olduklarını düşünüyor, dürüst hareket ettiklerini sanıyorlardı, ben bunu inkâr edemem. Ama savaşı yüceltmeleri ve nefret sarhoşluklarıyla ne korkunç bir felâkete sebep oldukları çok kısa bir süre sonra anlaşıldı.
Bir amaç uğruna savaşmak insanı güçlü ve kararlı kılar.
I. Dünya Savaşı zamanlarında insanlar..
Binlerce, yüz binlerce insan, barış döneminde daha çok hissetmeleri gereken birlik duygusunu ilk defa bu kadar güçlü hissediyorlardı. İki milyonluk bir kent, neredeyse elli milyonluk bir ülke, bu anda bir daha tekrarlanmayacak tarihsel bir ânı yaşamak için, bütün bencilliklerinden arınıp bu heyecanlı ve coşkulu kalabalığın içine akmaya çağırılıyordu. Dil, sınıf ve din gibi bütün sosyal farklılıklar bu tek bir an için coşan kardeşlik duygusuyla silinip ortadan kalkmıştı. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar sokakta birbiriyle konuşuyor, yıllardır görüşmekten kaçınanlar birbirleriyle el sıkışıyor ve her yerde canlı ve zinde yüzlerle karşılaşılıyordu. Herkes kendi benliğinin yüceldiğini düşünüyor, kendisini eskiden olduğu gibi yalnız ve tek başına hissetmiyordu. Onlar bu kalabalığın bir parçasıydı, halkın kendisiydi, kişiliği, başka zamanlarda hiç kimsenin önem vermediği kişiliği bir anlam kazanmıştı.
Siyaset