Kays Mahfi

Kays Mahfi
@KaysMahfi
Ukdem ve Miranda'ya Mektuplar kitaplarının yazarı.
Corona günlüğü
Ülkeler için sokağa çıkma yasağı demek. Üretimin ve ekonomik canlılığın tamamen durması, Devletin çok büyük bir ekonomik yük altına girmesi demektir. Sokağa çıkma yasağında ısrarcı olup, bu yönde paylaşımlar sevis eden odakların esas niyeti devletlerin ekonomik ve sosyal çıkmaza girerek IMF'den borç almak zorunda kalmasını sağlamaktır. Bu servis edilen paylaşımları yayan yurdum insanı da muhtemelen bu detayları bilmedikleri için paylaşmakta ve algıyı yayıp güçlendirmekte sakınca görmüyorlar. Zira IMF'ye borçlanmak demek kurulması kuvvetle muhtemel yeni dünya düzeninde efendi olacak odakların kölesi olmayı kabullenmek tır. Bu sıkıntılı süreci kendi milli aşısını geliştirerek ya da toplumsal bir çabayla yayılımı durdurabilerek atlatabilen ülkeler yeni düzende muhtemelen söz sahibi olamasalar bile bağımsız kalabileceklerdir. Cumhuriyetimizin kuruluşunda da insanımız hayvan dışkısından arpa ayıklayıp yemek pahasına da olsa "manda ve himaye kabul edilemez" dedi ve bütün zorluklara rağmen direndi. Şimdi de bir savaşın içindeyiz ve bizden tek istenen kurallara uyup canımızdan değil, sadece hayat standartımızdan fedakârlık etmemiz. Devletimizin aldığı kurallara aykırı fikir ve görüş paylaşan insanlar aslında belki de bilmeden dolaylı olarak karmaşa ve kargaşayı körüklemek isteyen güç odaklarına yardımcı olmaktadırlar. Elbette ki kusursuz değildir hiçkimse ve hiçbir mekanizma. Yanlış ya da eksik yapılan şeyler muhakkak ki vardır, olacaktır. Devlet yönetmek TV izlerken tweet atmaya benzemez. Hayat normale döndüğü zaman yine hür iredemizle kendi doğrularımızı ifade edip tartışalım, yanlışı doğruyu sorgulayalım ama bunun zamanı şu an değil... Gün siyaset ve muhalefet etme günü değildir. Gün birlik olup kuyudan Yusuf gibi çıkma çabasında olma günüdür. Gün tartışarak ayrışmak
Siyaset
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Önce Vicdanen Olmalı Tövbe
İstiflediğimiz makarnaları neden paylaşmıyoruz. Herkeste var diye mi? Günde on tane öz çekim paylaşan arkadaşlar öz çekimler de artık ya yok, ya da çok azaldı. Neden? Lüks mekânlarda değilsiniz diye mi? Hele o arabada çekilen ve özellikle arabanın BMW, Audi, Mercedes vs. Marka armasının gösterildiği yol hikayeleri. Onlar da yok. Can derdine düşünce malın değeri, önemi kalmadı değil mi? Bu sene sahillerde tatil resimleri de olmayacak gibi. O paylaşımları yaparken taşrada bir köyde oturan ve şehire gidip çarşı pazarı görmeyi bile çoğu zaman sadece hayal edebilen bir genç kızın ne hissettiğini düşünüyor muydunuz ya da akşama kadar beden işçiliği yaparak evin sadece zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilen ve tatil yapmayı hayal bile edemeyen bir babayı düşündünüz mü hiç. Elbette ki Allah bu belayı tez zamanda başımızdan alsın ve bir daha da düşmanımıza bile göstermesin (vatan hainleri hariç) ama bu musibet hepimize bir ders vermiş olsun inşallah. Bizde çok bilindik bir söz vardır. Mesela komşu komşuya bir tabak yemek götürürken kokmuştur der. Çünkü kokusu gidince canı çekmiş olabilir. Biz bu bilinci yitirdik; yediğimizi, içtiğimizi, gezip tozduğumuzu hatta işlediğimiz günahları bile paylaşır olduk. Maddi manevi imkanları bizden daha kısıtlı olan insanları düşünmedik. Gün boyu bütün yokluk ve yoksunluklarını perçinledik ve bundan zevk aldık. İftar sofralarını iftihar sofrasına çevirdik, esas amacı fakiri anlamak bir ibadeti israf ve zenginlik gösterilerine çevirdik. Sokakta düzenlenen iftarlar bile sokak çocukları uzaktan baktı. Görmedik ya da görmezden geldik. Din adamlarımız varlık içinde yaşayıp, yokluğa şükretmeyi anlattı. İş adamlarımız fakirin sırtından mal devşirip işçisinin emeğini hakkıyla vermek yerine nasıl daha az verebileceğinin yollarını aradı hep. Çalmak
İlişkiler
Algı Oyunları
Kısıtlı beyinlerin kasıtlı algı oyunlarını sadece uzaktan izliyoruz. Artık çok net öğrendik ki bu işin bir mutfağı var. Özünde bizden olmayan bir akıl bu mutfakta bu zehirli algıyı hazırlayıp servis ediyor ve hipnoz ettikleri aslında bizden olan insanlar da sebep sonuç ilişkisini sorgulamadan sadece içlerindeki nefretin etkisiyle paylaşıyor. Aslında paylaşanların büyük çoğunluğu art niyetli değil kendi aklıyla muhakeme ve muhasebe yapamayan, genelde seçkin, etkin ama kendi içinde bile yetkin olamayan, çok gelişmiş ama az yetişmiş insanlar. Onlar sadece taşıyıcı. Bunlar genelde devlet aklından üstün bir akıla ve millet bilincinin üstünde bir bilince sahip olduklarını sanan insanlardır. Batı klasiklerini okur, batı kültürüne özlem ve gıpta ile bakar bizi biz eden inanç, örf ve adetlerimizi hor görürler. Tehlike görünce saklanır, yangın görünce körükler, yara görünce kaşır ve bir kazanım varsa bizden önce onlar kırışırlar ve aslında kime neye ne için hizmet ettiklerinin farkında değillerdir. Tek tesellim yeterince zeki ve cesur olmamaları ve sayılarının gittikçe azalması. Rabbim biz bilincini onlara da versin dilerim... Kays Mahfi
Siyaset
Selam
Kime sorsan mutsuz, farkında olmasa da, inancı ya yok, ya da zayıf ki; bu sebepten umutsuz. Bizi mutlu eden şeyler, aslında mutlu edeceğini sandığımız şeyler değil belki de... Mesela hiç sabah uyandığında; şükürler olsun kolum bacağım, gözüm, kulağım yerinde ve sağlam dedin mi. Pencereden dışarı uzanıp derin bir nefes alarak, çok şükür nefes alabiliyorum, ya alamasaydım dedin mi hiç. Sahip olmak istediklerini düşünüp iç çekmek yerine; sahip olduklarını düşünerek, ya bunlar da olmasaydı deyip varlıkları ile mutlu oldun mu. En son ne zaman bir öksüzün saçlarını okşayıp, gözlerindeki tebessümle mutlu oldun, En son ne zaman ihtiyaç sahibi birine maddi ya da manevi yardımda bulunup duasını aldın En son ne zaman yoldaki bir taşı alıp kaldırıma, ya da bir ekmek parçasını yerden alıp, öpüp başına koyarak yüksek bir yere koydun, Bir yaşlıyı ya da çocuğu kolundan tutup karşıya geçirdin, Ne zaman kuşlar içsin diye bir yerlere bir kap su, bir lokma yemek artığı bıraktın... En son ne zaman, birinden özrün olmasa da özür diledin, herhangi bir sebebe gerek görmeden birine teşekkür edip, kendini iyi hissetmesine vesile odun... En son ne zaman trafikte bir yayaya yol verdin, ya da bir sürücüye gülümseyerek buyur sen geç dedin. Mesela senden ilgi bekleyen birine, en son ne zaman işinden gücünden zaman ayırıp ilgi gösterdin, Onu da geçtim, en son ne zaman kendin için mola verip, güzel hayallere daldın. Kendine bir tebessüm ısmarladın... En son ne zaman pek ilgini çekmese de birisini ilgi, dikkat ve sabırla dinleyip derdine ya da neşesine ortak oldun. En son ne zaman yaşlı bir insanın kapısını çalıp yalnızlığını giderdin Düşmüş birine el uzatıp, karşındaki kim olursa olsun selam vermekte ondan once davrandın... En son ne zaman öz eleştiri yapıp, kendini kurcaladın. Seni eleştiren birine
Edebiyat
Pozitif enerji
Günaydın güzel ülkemin güzel insanları. Bedensel direnç kadar ruhsal dirence de ihtiyacımız var. İçinde bulunduğumuz bu kötü günlerde başımızdaki belayla mücadele edebilmenizin en güzel yolu herkesin üzerine düşeni ve elinden geleni yapmasıdır. Üzerimize düzen devletimizin bizden yapmamızı istediği ne varsa en güzel şekilde yapmak. Elimizden gelenlere gelince; Pozitif düşünelim mesela, tedbir kadar direncimizi de elden bırakmayalım. Kalpten kalbe köprüler kurmanın belki de en zaruri olduğu bir dönemdeyiz. Mesela bu sabah herkesle selamlaşalım. Yeni biriyle tanışalım bu gün, bir sadaka çıkaralım, birilerine bir derdin var mı diye soralım. Bedenen yanyana gelip yapamadığımız ne varsa ruhen başaralım. Mesela yeniden tanışalım birbirimizle. Kesinlikle kabul etmediğimiz düşünceleri bile anlamaya çalışarak bir daha ele alalım (terör hariç tabii ki, onun anlaşılır bir yanı yok), inancımızı, itikatimızı, dostluklarımızı ve sevgilerimizi tekrar ve daha yapıcı bir düşünceyle gözden ve gönülden geçirelim. Kalbimizden yol alan bir tebessüm belirsin yüzümüzde. Bir sevgi ve hoşgörü salgını başlatalım mesela. Din, dil, ırk, sosyal statü, mevki ve makam gözetmeden namazda saf saf dizildiğimiz gibi hayatta da sadece insan olarak birbirimizle diyaloğa girelim. Belki de hayrın ve şerrin mutlak ve muhakkak sahibi bizden tam da bunu bekliyor. Ön yargıyla değil ön sevgiyle yaklaşalım birbirimize. Ve gece gündüz bizim için çabalayan sağlık ve güvenlik güçlerimize her biri bir evladımız, kardeşimizmiş gibi manen ve moralmen de olsa destek olalım. Dışarda şuursuzca dolaşan insanlarımızı kırmadan rencide etmeden ikna etmeye çalışalım mesela. Elbette Allah'ın izniyle bu günler geçecek ama yediğimiz ayaz bize bitimsiz bir bahar getirsin. Bu gün her birimiz için daha güzel bir hayata milad olsun.
Edebiyat