Hafızam bana hem en büyük hediye hem de en büyük ceza. Sesini unutmamak için zihnimde defalarca yankılatıyorum. Gözlerimi kapattığımda yüzünün her ayrıntısını, parmak uçlarının dokunuşunu, kokunun o eşsiz huzurunu hatırlıyorum. Ama gözlerimi açtığımda karşılaştığım o boşluk, her seferinde beni biraz daha eksiltiyor. Her gece "belki bu gece rüyama gelirsin" umuduyla uyumak ve her sabah o umudun kırıklığıyla uyanmak...( Baba)
Şu Mücella’yı bir düşünsene... Hani her sülalede olan, "bir olay çıksa da çayımı yudumlarken en ön sıradan izlesem" diye pusuya yatan o meşhur teyze tipi. Kendi hayatında yaprak kımıldamaz ama elinde örgüsüyle evin içindeki kaosu, Fikret’in mutsuzluğunu, Ferhunde’nin entrikalarını resmen bir Netflix dizisi gibi iştahla takip eder. Mücella aslında bizim toplumun o bitmek bilmeyen "el alem ne der" merakının ve gizli dedikodu tutkusunun vücut bulmuş hali. Kendi tatsız hayatını, başkasının felaketini izleyerek teselli eden, ama sorsan "ay vallahi hiç istemezdim böyle olmasını" diye dizini döven o sinsi hasetlik...
Aslında Mücella sadece bir dizi karakteri değil; bugün komşusunun kapısına gelen kargoyu dikizleyen ya da sosyal medyada birinin tatil fotoğrafının altına "kesin kredi çekip gitmiştir" diye iç geçiren o sesin ta kendisi. İyilik meleği maskesini takıp fitili ateşledikten sonra köşesine çekilip facianın büyümesini izlemekte üstüne yok. Toplum olarak hepimiz birer Ali Rıza Bey dürüstlüğü bekliyoruz ama itiraf edelim; çoğumuzun içinde o sinsi Mücella, çayını sessizce karıştırıp bir sonraki büyük kavganın çıkmasını bekliyor. Hayatımız resmen bir yaprak dökümü ama biz hâlâ Mücella gibi "aman tadımız kaçmasın" ayağına yatıp el altından dedikodunun dibine vuruyoruz. Gerçekten dürüst müyüz, yoksa sadece sıranın bize gelmemesi için başkasının yanışını mı seyrediyoruz?
Paylaşımda dile getirilen gerçeklerin arkasındayım; bölgede yürütülen operasyonların asıl amacı, halkı baskı altına alan terör unsurlarını temizlemek ve sınır güvenliğini kalıcı hale getirmektir. Operasyonları 'katliam' gibi asılsız ifadelerle karalamaya çalışanlar, aslında yıllardır bölge halkına zarar veren yapıların propagandasını yapıyorlar. Türk askeri ve Özgür Suriye Ordusu'nun Halep ve çevresindeki mücadelesi, sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda terör koridoruna vurulan bir darbedir. Ana akım medyanın çeşitli baskılarla veya 'hassasiyet' gerekçesiyle paylaşmadığı sahadaki gerçeklere, doğru kaynaklardan ulaşmak bu yüzden çok önemli. Teröre ve onun sempatizanlarına karşı duruşumuz net olmalı; kimse bu operasyonları çarpıtarak Türkiye’nin haklı mücadelesini gölgeleyemez!
Fark ettiniz mi; toplum olarak kötü insanlara haddini bildirmek yerine, onlara bulaşmamak adına iyi insanlara susmayı ve sabretmeyi nasihat ediyoruz.
Sonra da neden iyilerin böylesi yoruldugunu ve kötülügün bu kadar arsizşlastığını anlamaya çalışıyoruz . Mine Efnan Berber
Zulümden bahsedecekseniz; bölge halkını haraçla sindiren, çocukları zorla silah altına alan ve kendi ideolojisine uymayan herkesi süren terör yapılarının karanlığına bakın. Mazlumiyet maskesi takarak bir terör devletçiği hayali kuranlara geçit vermemek bu devletin beka borcudur; bu bir 'hazımsızlık' değil, vatan savunmasının ta kendisidir!
Rojava'da yapılan zulüm ile İsrail-Filistin arasındaki zulümden daha trajik ve kötüdür. Bunun en büyük nedeni, İsrail başından beri ne olduğunu belli eden bir ülke, Rojava'da ise Kürtlerin kurtardığı Suriye topraklarında ne idüğü belirsiz aşiret, çete ve bir kısım hükümet destekli ortada bok salçası bir toplu çete tarafından zulüm işleniyor. Bu süreçten çıkacak olan radikal bir Kürt ayaklanması olasıdır ve en tabii haktır. Buradan da anlaşıldığı üzere temel hedef toprak veya ülkü değil, Kürtler'dir. Her türlü Kürt kazanımına karşı bir antipati bir hazmedememe durumu ortadadır. Buradan çıkacak en kötü sonuç bile Kürt halkının milli bilinç duygusunu daha da kabartacaktır. Kaybeden Rojava halkı değil, Kürt katilleri ve düşmanları olacaktır.
Ama yine de değinmekte fayda var, bu kadar zulüm ve çirkinlikler ortasında Filistin diye bir yerlerini yırtanların bu zulme yönelik tek bir tepkilerinin olmaması bilindik, iğrenç bir tablodur. Kimisi makamından, işinden, kimisi ise çevresindeki engerek yakınlarının tepkisinden kimisi ise algıda seçici, zulümde de seçici olan fakir anlayış veya daha doğru tabir ile aşağılık zihniyeti yüzünden tepkisiz kalmaktadır. Bunların ne İslami ne de insanı bir duruşu yoktur. Bunları gördüğünüz yerde kınamak ilişkiniz varsa koparmak sizin için en hayırlı olacak olandır. Tatlı su balıklarına değil, her yerde insan kalabilen kişilere ihtiyacınız olacaktır.
Zalimler kadar sizler de aşağılık ve kirlisiniz. Canınız cehenneme.