Kdfn

Kutsalı Olmayanın Pusulası Da Olmaz
Hayatın her anını ciddiyetle karşılamak elbette mümkün değil; insan nefes almak, yükünü hafifletmek için mizaha, şakaya ve gülmeye ihtiyaç duyar. Ancak bir evi ayakta tutan ana kolonlar neyse, bir milleti ayakta tutan değerler de odur. Kolonlarla şaka yapılmaz, kolonlar "biraz da şöyle dursun" diyerek esnetilmez. Çünkü o kolonlar sarsıldığında, sadece şakayı yapan değil, tüm tavan altındakilerin üzerine çöker. Atsız’ın da vurguladığı gibi, her şeyin bir sınırı, her kahkahanın bir durak noktası vardır. Bayrak sadece bir bez parçası, tarih sadece tozlu sayfalar, kutsal kitaplar sadece birer metin değildir. Bunlar, binlerce yılın birikimiyle yoğrulmuş, uğruna bedeller ödenmiş ortak ruhun simgeleridir. Bir toplumda aile namusu, bayrak sevgisi veya inanç değerleri alay konusu haline geliyorsa, o toplumun birbirine tutunacak bir dalı kalmamış demektir. Mizah, zekanın bir yansımasıdır; fakat kutsallara saldıran mizah, zekadan ziyade bir aidiyet boşluğunun göstergesidir. Kendi tarihine, inancına ve köklerine yabancılaşan, bunları eğlence malzemesi yapan bir kalabalık, artık bir "millet" olma özelliğini yitirir. Geriye sadece ortak hiçbir kaygısı olmayan, rüzgarın estiği yöne savrulan bir yığın kalır. Kutsallarımızı korumak, bağnazlık değil; aksine bizi biz yapan o görünmez bağları diri tutmaktır. Çünkü insanı ve milleti değerli kılan, uğruna ciddileşebileceği, hatta gerekirse her şeyi göze alabileceği değerlerinin olmasıdır.

Mehlikâ

@suyumbike
·
"İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat bazı konular vardır ki onlar asla şakaya gelmez. Orada ciddî olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kuranı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür." Hüseyin Nihâl Atsız
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Tartışmak mı, Yoksa Sadece Sıramızı Beklemek mi?
Bizim en büyük derdimiz, tartışmayı bir "fetih" sanmamız. Bir masaya oturduğumuzda derdimiz karşımızdakinin dünyasına bir pencere açmak değil, o pencereye kendi bayrağımızı dikmek. Oysa gerçek bir sohbet, iki kişinin elindeki fenerleri birleştirip karanlıkta kalan bir yeri aydınlatması gibi olmalı. Biz ne yapıyoruz? Elimizdeki fenerle karşımızdakinin gözünü kamaştırıp onu kör etmeye çalışıyoruz ki kendi fenerimiz daha parlak görünsün. "Bak şimdi" diye başlayan o cümleler var ya... İşte o an anlıyorsun ki karşındaki seni dinlemiyor; sadece senin cümlenin bitmesini bekliyor ki kendi "öldürücü darbesini" vursun. Kulaklar sadece cevap yetiştirmek için nöbette bekliyor. Hal böyle olunca da ortaya bir fikir alışverişi değil, karşılıklı bir monologlar savaşı çıkıyor. Herkes kendi adasında bağırıyor, ama aradaki denizi kimse yüzerek geçmeye niyetli değil. Bir de şu "haklı çıkma" meselesi var ki, sorma. Haklı çıkınca ne oluyor sanki? Madalya mı takıyorlar göğsümüze? "Tebrikler, arkadaşını ikna edemedin ama onu iyice sinir ettin, buyur bu da kupan" diyen yok. Ama biz yine de o masadan "Ben demiştim" gururuyla kalkmak için ruhumuzu yoruyoruz. Halbuki en güzel tartışmalar, sonunda iki tarafın da "Vay be, bunu hiç böyle düşünmemiştim" deyip masadan biraz daha "çoğalarak" kalktığı anlardır. Bizde ise masadan genelde eksilerek, biraz da karşı tarafa bilenerek kalkılıyor. Hele bir de konunun dönüp dolaşıp "Senin zaten dayın da böyleydi"ye gelmesi yok mu... İşte o an tartışma kültürü, yerini mahalle kavgasına bırakıyor. Fikirler havada uçuşacağına, sülale boyu analizler yerlerde sürünüyor. Oysa ne güzel olurdu; karşındakinin fikrine katılmasan bile o fikrin neden orada durduğunu anlamaya çalışmak. Belki o fikir, o insanın canını yakan bir yaradan doğmuştur, belki de sadece bir yanlış
Duygu ve Düşünce
"İnsanlar gözlerini kaybettiklerinde değil,vicdanlarını kaybettiklerinde körleşir.Körlüğün en tehlikeli biçimi 'görmek istememektir'.Bu körlük toplumları felakete sürükler; çünkü görmeyen gözden çok,duymayan vicdan felakettir." Jose Saramago/Körlük
1000Kitap
En aşağılık davranışlardan biridir. İnsanın ahlakini istismar etmek. Cömert olur, Ama onu sömürürsün. Hosgörülüdür. Ama sen ona yanlis yapiyorsun. Sana Güveniyor.. Ama sen onu aptal yerine koyuyorsun. Sorumluluk sahibidir. Ama sen yukünü artiriyorsun. Yumusak huyludur. Ama sen onu hafife aliyorsun. Patlayip dayanamaz hale geldiginde dersin; "Gerçek yüzü bu!" Hayir! Gerçek yüzü bu degil. Bu, senin hak ettigindir. Allah Teâlã buyuruyor ki; "Allah kötü sözün açikça söylenmesini sevmez. Sadece zulme ugrayan hariç." (Nisa/148) Bir insana zulüm mü ettin? Tepkisine katlan. Yaptiklarinin sonuçlarına katlan. Allah (cc); "Öfkesini yutanlar'" över. Ama baska bir yer de göyle buyurur; "Göze göz, dise dis. Yaralar için de kisas vardir. Alıntı
Mesulsun
“Bilmediğinden muâfsın , sormadığından mesûl tutuyorum seni.”
1000Kitap