Hayatın her anını ciddiyetle karşılamak elbette mümkün değil; insan nefes almak, yükünü hafifletmek için mizaha, şakaya ve gülmeye ihtiyaç duyar. Ancak bir evi ayakta tutan ana kolonlar neyse, bir milleti ayakta tutan değerler de odur. Kolonlarla şaka yapılmaz, kolonlar "biraz da şöyle dursun" diyerek esnetilmez. Çünkü o kolonlar sarsıldığında, sadece şakayı yapan değil, tüm tavan altındakilerin üzerine çöker.
Atsız’ın da vurguladığı gibi, her şeyin bir sınırı, her kahkahanın bir durak noktası vardır. Bayrak sadece bir bez parçası, tarih sadece tozlu sayfalar, kutsal kitaplar sadece birer metin değildir. Bunlar, binlerce yılın birikimiyle yoğrulmuş, uğruna bedeller ödenmiş ortak ruhun simgeleridir. Bir toplumda aile namusu, bayrak sevgisi veya inanç değerleri alay konusu haline geliyorsa, o toplumun birbirine tutunacak bir dalı kalmamış demektir.
Mizah, zekanın bir yansımasıdır; fakat kutsallara saldıran mizah, zekadan ziyade bir aidiyet boşluğunun göstergesidir. Kendi tarihine, inancına ve köklerine yabancılaşan, bunları eğlence malzemesi yapan bir kalabalık, artık bir "millet" olma özelliğini yitirir. Geriye sadece ortak hiçbir kaygısı olmayan, rüzgarın estiği yöne savrulan bir yığın kalır.
Kutsallarımızı korumak, bağnazlık değil; aksine bizi biz yapan o görünmez bağları diri tutmaktır. Çünkü insanı ve milleti değerli kılan, uğruna ciddileşebileceği, hatta gerekirse her şeyi göze alabileceği değerlerinin olmasıdır.