Kdfn

"Kozamdan çıkarma beni, benim kanatlarım ateşten.. Uçarsam yanarım; bir daha küllerimden doğamam ben."
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
“İki kalbin anlaşması ilkbaharı yüz yıl uzatır.” Jules Verne
1000Kitap
Keşke
Keşke yazmak ve okumak insanın ruhuna gerçekten dokunabilseydi. Keşke her okunan satır biraz utandırsa, her yazılan cümle biraz terbiye etseydi insanı. Ama bugün kelimeler şifa olmuyor; aksine çoğu zaman kişiliğin üzerini örten bir makyaja dönüşüyor. İnsan okuyor ama yüzleşmiyor. Yazıyor ama değişmiyor. Cümleler çoğalıyor, karakter incelmiyor. Bilgi var, hikmet yok. Duygu var, derinlik yok. Çünkü kelimeler içe doğru değil, dışarıya doğru kullanılıyor; anlamak için değil, görünmek için. Okumak artık ruhu besleyen bir eylem değil, egoyu doyuran bir süs. Yazmak ise insanı inşa eden bir yol değil, kendini aklama biçimi. Herkes konuşuyor, kimse susup dinlemiyor. Herkes anlatıyor, kimse kendine bakmıyor. Oysa kelime insanı ağırlaştırmalıydı, derinleştirmeliydi. Bugünse kelimeler hafif; insan onlardan da hafif. Ve bu yüzden, bu kadar çok yazılıp bu kadar az insan olunuyor.
Duygu ve Düşünce
Üslup...
Üslup, insanın kendini ele verdiği en çıplak yerdir. Eğitimle cilalanabilir, parayla çevresi değiştirilebilir, statüyle sesi yükseltilebilir; ama üslup satın alınmaz, taklit edilemez. İnsan zorlandığında, kızdığında, gücü eline aldığında nasıl konuşuyorsa, gerçekte odur. Ne söylediğinden çok nasıl söylediğin kalır akılda. Çünkü üslup, insanın başkasına verdiği değerin aynasıdır. Kırmadan anlatabilmek, incitmeden susabilmek, haklıyken bile ölçüyü koruyabilmek… İşte gerçek asalet tam burada başlar. Eğitim bir kapı açar, para bir alan sağlar, statü bir yer gösterir. Ama insanı gerçekten değerli kılan, o kapıdan nasıl geçtiği, o alanda nasıl durduğu, o yerde başkalarına nasıl davrandığıdır. Üslup yoksa, geriye ne kaldığı çok da önemli değildir.
1000Kitap
Ophelia
Hiç suçu yokken Hamlet’in sözüyle suçlanıp, kimsenin gerçekten dinlemediği bir acının içinde eriyen Ophelia kadar masum da olabilirsiniz. Bu, ne yazık ki hayatta kalmanızı garanti etmez. İnsan bazen yalnızca iyi olduğu için kaybeder. Kalbi kir tutmadığı için, sesi titreyip itiraz edemediği için, “Ben yapmadım” demeyi bile başkasını incitmek sanacak kadar narin olduğu için… Ophelia’nın acısı bir çığlık değildi; kimsenin duymaya zahmet etmediği bir sessizlikti. Ve o sessizlikte yavaş yavaş boğuldu. Masumiyet, bu dünyada çoğu zaman bir ödül değil, ağır bir yüktür. Suçsuzsanız kendinizi savunmayı bilmezsiniz; kırıldığınızı söylemek bile size ayıp gelir. Herkesin bağırarak hayatta kaldığı bir yerde, sessiz kalanlar ilk kaybolanlardır. Ophelia gibi… Kimseyi suçlamadan, kimseye kin tutmadan, sadece içinden dağılarak. Ve geride kalanlar, onun ölümünü bir trajedi olarak anar; ama yaşarken onu duymamış olmanın ağırlığını taşımaz. Çünkü bazı ölümler insanları sarsmaz, sadece hikâyelere malzeme olur. En acısı da şu: Suçsuz olabilirsiniz, tertemiz kalabilirsiniz… Ama yine de yalnız bırakılabilir, yine de kaybedilebilir, yine de ölürsünüz.
1000Kitap