Kdfn

Sınırlarmızı korumak
Aslında bu, kimselerin görmediği bir savaşın adı: Bir yanımız “anla beni” diye çırpınırken, diğer yanımız “bir daha incinme” diye fısıldar. İnsanlara fazla yaklaştığımızda, bizi en çok sevenlerin bile fark etmeden can acıtabildiğini öğreniyoruz. İşte o an anlıyoruz ki: Sınır çizmek, kimseyi uzaklaştırmak değil… kendimizi kaybetmekten korunmaktır. Bazen bir “hayır” demek, görünenden çok daha büyük bir evettir; kendine, ruhuna, sessizliğine evet. Çünkü herkes bizden bir şey isterken biz kendimize hiç yetişemiyoruz. Sınır demek sertlik değil; “Buraya dokunma, burası benim kırılganlığım” diyebilmektir. Kimse bilmez ama en büyük cesaret, kendi kalbini koruma cesaretidir. Ve unutma: Sınırlarını korumayı öğrenmeyen, bir gün kendine döndüğünde yerinde yorgun bir gölge bulur. O gölge olmamak için, bazen geri çekilmek, bazen kapıyı kapatmak, bazen de sessiz kalmak gerekir. Çünkü sen değersiz olduğun için değil, değerin tüketilmesin diye..
1000Kitap
Reklam
Kabul
Bir gerçeği kabullenmeden önce bir süre üstünde tepinirim… Sanki içimdeki inat, gerçekle benim arama bir duvar örer. Kırmak istemem o duvarı; önce bir yoklarım, bir öfkelenirim, bir “belki değildir” derim. Çünkü kabul etmek, bazen “bitti” demek, bazen “haklıydın” demek, bazen de “geri dönüş yok” demektir. Gerçekle ilk karşılaştığım anda ona kızarım. Onu reddederim, görmezden gelirim, hatta bazen bile bile yanlışın üzerine yürürüm. Çünkü insan, canını yakan şeyin doğruluğunu hemen içine sindiremez. Zaman ister… İnsanın kendine yenik düşmesi zaman alır. Ama sonra… O gerçek, inatla karşımda durmaya devam eder. Ne kadar tepinsem, ne kadar kaçsam, ne kadar öfkelensem de gitmez. Ve ben, yorulurken o olduğu yerde bekler. Sonunda kabullenirim. Sessizce, kimse duymadan, kimse bilmeden. Belki bir gece yarısı, belki bir cümlenin ortasında, belki de nefes verirken… İçimden bir şey “tamam” der. İşte o an, gerçeği kabul etmiş olmam değil asıl mesele; Benim kendime yenilgimi şefkatle sarabilmemdir. Çünkü bazı gerçekler yenmez, bazı gerçekler sadece içimize yerleştirilir. Ve ben, ne kadar tepinsem de sonunda kendime teslim olurum.
1000Kitap
Sadeleşmek…
Bazen hayatın bize fısıldadığı en büyük öğüt bu oluyor. Ne kadar çok şey taşıyoruz aslında… Eşyalar, insanlar, beklentiler, kırgınlıklar, “belki lazım olur” diye biriktirdiklerimiz… Sonra bir bakıyoruz, omuzlarımız çökmüş, kalbimiz karmaşanın içinde nefes arıyor. Sadeleşmek; azalmak değil, kendine yer açmak. Yükleri indirmek, fazlalıkları bırakmak, artık bize hizmet etmeyen duyguları yolcu etmek demek. Bazen bir odayı boşaltmak kadar basit, bazen yıllardır sırtımızda taşıdığımız bir düşünceyi bırakmak kadar zor… Ama her sadeleşmenin sonunda aynı şey oluyor: İnsanın içi ferahlıyor. Sesler azalıyor, gürültü sönüyor, kalbin sesi daha net duyuluyor. Sadeleşmek aslında bir dönüş: Kendine, özüne, gerçekten iyi gelenlere… “Buna ihtiyacım yok” diyebilme cesareti kazanmak, kalanlarla daha derin, daha samimi bir bağ kurmak. Belki de şimdi kendimize sorma zamanı: Ben gerçekten neye ihtiyacım var? Ve hangi yükü bırakınca nefesim hafifler?
Duygu ve Düşünce
Güzellik zekadır
Çünkü insanı gerçekten güzel gösteren, yüzündeki çizgiler değil; aklındaki ışığın dünyaya yansıma biçimidir. Bazılarının sandığı gibi güzellik sadece aynada görülen bir detay değildir. Bir insanın sözünü seçişi, sessizliği taşıyışı, düşüncesini nezaketle ifade edişi… işte bunların hepsi ayrı bir güzelliktir. Zekâ, sadece hızlı düşünmek değildir; bir kalbi incitmemeyi bilmek, bir cümleyi yerinde bırakmak, bir bakışı anlamak… Bunların hepsi gerçek estetiğin ta kendisidir.
1000Kitap
Biraz okumus olsaydi ontolojik kaygi derdi buna ama ontoloji nedir bilmez çocukken geçirdigi menenjite yorar tuhafligini anasi bekarliga yorar babasi deliligine mahalleli... onlar hiçbir seye yormaz onlar kapi önlerindeki çürümüş yapraklar kadar üzerinde durmaz ismail'in Çünkü onlar bencil ve kabadir çocuklarından, faturalarından mahallenin namusundan ve belediyenin ilgisizliginden dedikodudan ve çıkarlarından baska hiçbir şey düşünmezler yani başlarından her gün bir dagiğ devrile devrile geçer gider de fark etmezler ismail bir hayalet gibi yürür gider de aralarindan görmezler. Ali Lidar
Şiir
Reklam