Kdfn

Nasip
“Nasip katı bir yüksektir, biz yeryüzündeyiz…” Belki de bu yüzden bu kadar zorlanıyoruz bazı şeylerde. Uzanıyoruz, parmak uçlarımıza kadar yükselebiliyoruz ama yine de dokunamıyoruz. Çünkü nasip hep bir tavan gibi yukarıda duruyor; bizimse kalbimiz, adımlarımız, dualarımız hep yeryüzünde. Bazen çok istediğimiz şeylerin bile elimizden kayıp gitmesi bundan… Çünkü nasip, ne kadar güçlü olduğumuza bakmaz; ne kadar yandığımıza, ne kadar çabaladığımıza da bakmaz. O, kendi vaktinde açılır, kendi vaktinde iner yeryüzüne. İnsan işte bu yüzden kırılıyor bazen. “Ben daha ne yapayım?” diye içinden bağırıyor. Ama bilmeden şunu da kabul ediyor: Belki de nasip olmadı diye yara sandığın şey, ileride seni koruyan görünmez bir rahmettir. Biz yeryüzünde yürürüz, ama kader gökyüzünde yazılır. Ve aradaki o mesafede insan sabretmeyi, bırakmayı, akışa teslim olmayı öğrenir. Belki bugün dokunamadığın şey, yarın avuçlarına kendiliğinden düşer. Çünkü nasip, seni bulacağı zaman ne yükseklik tanır ne mesafe. Ama vakti değilse, uzansan da erişemezsin; yüreklice bıraksan bile kaybedemezsin.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Güven
Karşılaştığım herkes biraz eksiltti içimdeki saf inancı… Kimisi sessizce, kimisi gürültülü bir hayal kırıklığıyla. Güvenimi çalmadılar aslında; ben verdim, emek verdim, inanmak istedim. Ama anladım ki bazı insanlar, içine girip dağıtmaktan başka bir şey bilmez insanın. Artık biliyorum: İyi niyetimi yanlış ellerde harcamayacağım. Kalbimi, “nasıl olsa kıymetini bilir” diye bıraktığım her kapıya teslim etmeyeceğim. Çünkü karşılaştığım herkes biraz… Biraz kırdı, biraz öğretti, biraz büyüttü beni. Güvenim azaldı belki, ama özdeğerim arttı. Artık kimseyi gözümde büyütmüyorum. Kimsenin sözünü kendime kanaat etmiyorum. Ve en önemlisi… Kalbimi herkesin taşıyamayacağını nihayet kabullendim.
1000Kitap
Yetemezsin
Toplumsal roller kadınlara sürekli fısıldar: “Yetemezsin.” Yetemedikçe daha çok çabalaman, çabaladıkça daha çok yorulman beklenir. Sanki kadın olmak, hiç bitmeyen bir sınavın içinde yaşamakmış gibi… Kadınlardan güçlü olmaları beklenir, ama duygularını fazla göstermemeleri istenir. Çalışmaları övülür, ama başarıları “şans”a bağlanır. Evde kusursuz, dışarıda kusursuz, ilişkide kusursuz… Her şeyde “tam” olması istenen tek kişi kadındır. Ama ondan beklenen bu “tamlık”, aslında onu eksik hissettirmek için kurulmuş bir tuzaktır. Toplum şöyle der: Biraz daha güzel ol, biraz daha sabırlı, biraz daha uysal… Daha az yorul, ama daha çok yetiştir. Daha az konuş, ama daha çok dinle. Ve bütün bunların sonunda yine de “yetersiz” hisset. Oysa kadın hiçbir kalıba sığmak zorunda değildir. Kadın, kimsenin biçtiği role göre değil, kendi istediği hayata göre anlam kazanır. Gücünü başkasının beklentilerinden değil, kendi varlığından alır. En acısı da şudur: Bir kadın ne kadar çok şey başarırsa başarsın, toplum ona hâlâ eksik bir şey bulur. Ama gerçek eksik; kadında değil, o bakışlardadır. Kadına sürekli “yetemezsin” diyen düzenin kendisi zaten yetersizdir. Belki de bir gün, kadınlar kendilerine değil, toplumsal kalıplara “yetmediği” için gurur duyacak. Ve işte o gün, gerçek özgürlük başlamış olacak.
1000Kitap
Özledim
Özlemek… İnsanın içini usulca oyan, sonra da o boşluğa aynı kişiyi yeniden yerleştiren tuhaf bir acı. Ne tamamen can yakar, ne de bırakır iyileşeyim. Sanki kalbinin kenarında ince bir çizik açılır ve her hatırlayışında o çizik yeniden kanar. Özlemek; bir ses duymayı beklerken sessizliğe katlanmak, bir yüzü unutmayayım diye gözkapaklarının içini fotoğraf gibi saklamaktır. Geldiği zaman değil, gelmediği her gün daha çok sevmektir aslında. Çünkü mesafe ne kadar artarsa, kalbin o kadar sıkı sarılır adı geçene. Bazen bir sokak köşesi acıtır, bazen bir şarkının tek notası. Aniden çöken akşam gibi gelir özlem; hiç sormadan, izin istemeden… Sende durur, sende büyür, sende ağırlaşır. Ve bilirsin… Kavuşmak bir ihtimaldir, ama özlemek kesin. Kavuşmak umut ister, ama özlemek cesaret. Çünkü bazı insanlar gelir gider; ama bazıları, yokluklarıyla bile kalbinde yaşamaya devam eder.
1000Kitap
Şükür...
“Kuşlar kanatları için şükreder mi?” Belki de cevap tam gözümüzün önündedir: Onların uçması zaten bir şükürdür. Bazı nimetler sözle değil, hâlle ifade edilir. Kuşun göğe karışan kanat çırpışı gibi… Yükseğe çıkarken rüzgâra bıraktığı teslimiyet gibi… Her inişinde toprağa yeniden dokunuşu gibi. İnsan da böyledir aslında. Dilimizde şükür cümleleri dolaşsa da, en gerçek şükrümüz yaşam şeklimizde saklıdır. İçimize dokunan her iyiliğe daha iyi biri olarak karşılık vermemizde, bize verilen her nefesi daha anlamlı bir adıma dönüştürmemizde. Kuş uçarken şükreder; çünkü varlığını olduğu gibi yaşar. O da bilir: Kanadın kıymeti yerdeyken değil, göğe yükselirken anlaşılır. Biz de kendi kanatlarımızı umudumuzu, sabrımızı, kalbimizin iyiliğini kullandığımız sürece şükrederiz. Çünkü şükür, sadece “çok şükür” demek değildir; bazen kırılmadan devam etmektir, bazen yeniden denemektir, bazen de içimizdeki ışığı söndürmeyerek hayata teşekkür etmektir.
Duygu ve Düşünce
Reklam