Öncelikle açık ve dürüstçe şunu söylemeliyim, bu eseri açıkça herkese tavsiye ediyor muyum emin değilim. Çünkü eğer Dostoyevski okumaya başlamak istiyorsanız bu eser doğru bir seçim değil. Biraz daha kitapla haşır neşir, belli bir seviyeyi yakalamış okurların daha rahat anlayabileceği ya da kitapla bütünleşebileceği bir eser olduğunu düşünüyorum. Bu eserde bir tane karakter var ama biz onun kim olduğunu bilmiyoruz. Kitap bittiğinde dahi adamın ismini öğrenemiyoruz çünkü ismi yok. Çünkü o bir prototip. O aslında sen, ben, hepimiz.. çelişki yaşayan, hayatı anlamaya anlamdırmaya çalışan düşünsel kargaşalar, acılar kompleksler çeken bütün o insanların bir ortak prototipi. Tıpkı Chingiz Aytmatov'un "Beyaz Gemi" deki o yetim çocuğa isim vermeyip aslında onu bütün yetim çocukların sembolü yapması gibi düşünüyorum. Kitap iki bölüme ayrılıyor: yeraltından kısmı ve notlar kısmı. Önce yeraltından kısmına gelelim; yeraltı deyince aklımıza çok çeşitli düşünceler gelebiliyor ama aslında insanın en büyük mahzeni insanin en büyük hücresi insanin en büyük yeraltı beynidir. Burda Dostoyevski'nin yeraltından kastettiği şey fiziksel anlamda bir mekan, derinlik ya da enkazın bir çukurun içinde olmak değil, insanın kendi bilincinin altındaki o yeraltından bahsediyor. Dostoyevski, yeraltından notlarda ismini bilmediğimiz bir adam üzerinden her şeyi sorguluyor. Adam veya kadın kendi bilinçaltındaki o çamurun icerisinde debeleniyor. Işte o bilinçaltından o kendi karanlığından kendi hücrenden çıkabilmek önemli. Sevgili okurlar yeraltından notların bu birinci kısmı çok yavaş ilerliyor onu size söyleyeyim. Yarıda bırakmak dahi aklınızdan geçebilir ama bir çok kişi ben de dahil şunu yaptı: Biz bu kitabı daha sonra aldık yeniden okuduk, meğerse onu anlayacak kıvamda değilmişiz. Yavaşça,