Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eseri, deneme türünde bir kitap. Tanpınar’ın kitabın önsözünde:
“Hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır.”
Şehrileri gezdirmiyor, her şehir bir zaman parçası, bir duygu, his yoğunlunda anlatıyor.
Erzurumlu olmam nedeniyle de Erzurum bölümü ayrı bir anlam taşıdı benim için. Şehir sadece sokaklarıyla değil, ruhuyla angörülmez gerçekten çok etkilendim.
Kitabın her bölümünde beni etkileyen bazı alıntılar var. Aşağıya eklediğim bu satırları okuduğunuzda, Beş Şehir’in nasıl bir kitap olduğunu daha iyi anlayacaksınız:
İSTANBUL
İstanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. Bu hâl, aramızdan şu veya bu âdetin, geleneğin kaybolmasına benzemez. Gelenekler arkasından başkaları geldiği için veya kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler. Fakat asırlık bir ağacın gitmesi başka şeydir. Yerine bir başkası dikilse bile o manzarayı alabilmesi için zaman ister. Alsa da evvelkisi, babalarımızın altında oturdukları zaman kutladığı ağaç olamaz..
ERZURUM
“Hiçbir yerde memleketin Birinci Cihan Harbi’nde geçirdiği tecrübenin acılığı burada olduğu kadar vuzuhla görülemezdi. Bu, eski ressamların tasvir etmekten hoşlandıkları şekilde, ölümün zaferi idi. Dört yıl, bu dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmiş, ölüm her yana doludizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan durmadan, bir saat rakkası gibi işlemiş, rastgeldiği her şeyi biçmişti. Bununla beraber, nüfusu altmış binden sekiz bine inen Erzurum Millî Mücadele’ye önayak olmuş, Ermenistan zaferini idrak etmiş, yavaş yavaş sağ kalan hemşehrilerini toplamaya başlamıştı.”
“Ölümün zaferinin yanı başında, imkânsız bir kışın kasıp kavurduğu bir bahçede, buzların kilidi çözülür çözülmez başlayan o acayip baharlar gibi, yavaş yavaş hayatın