Ulu Önderimizin hayatını az buçuk olsun bilmemiş olsaydım (kendisiyle ilgili okuduğum Kitaplara baka bilirsiniz) belki yazılanlara kör körüne inana bilirdim. Yazar Kitabını o zamanın Tiyatro Hikayelerine benzetmiş.
Ama Kitap gerçekten çok enteresan, zamanın İngilizler ve Dünyanın bizim hakkımızda bu tür yalanları öğrenmiş olma açısından yararlı. İnsanları, Türkler ve Ulu Önderimiz hakkında şaşırtmak için çok çaba harcanmış. Yazar sanki bir Gölge gibi her daim Ulu Önderimiz yanındaydı, ve her şeyi ilk elden görmüş gibi anlatmış. O kadar çok yalan dolanla yazılmış ki, nereden başlasam bilemiyorum.
Gine’de bir deneyeceğim, ilk başta Atatürk hakkında doğru yazdığı bir şeyi teyit etmeliyim. Ulu Önderimizin Cesaretini ve Kararlılığını çok güzel aktarmış, buraya kadar tek doğru olan sadece de bu. Ama sonra bazı yerlerde Kibirli, Diktatör ve istediği olana kadar inatçılığından şaşmayan bir kişi gibi çarptırılmış.
Ulu Önderimiz Vicdanlıydı, herkesle geçinirdi, küçük büyük farketmeksizin saygılıydı. Anlatıldığı gibi Kadın, Kumar ve İçki düşkünü değildi. Eline geçen Paranın yarısını hep Kitaplara harcadı, sonuç kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti değil mi. Hele Savaş alanında bir damla dahil Alkol almadı, çünkü en büyük silahı onun “Zekası” idi, her zaman için makine gibi durmaksızın çalışıyordu. Hatta zamanla durmak bilmeksizin yüzünden uyuyamıyordu. (Birde bunu Savaş alanında uyuşturucak öyle mi).
Bunu defalarca bir çok Kitapta okudum, Savaş alanında bir damla dahil ağzına sürmezdi. Düşmanını ve yahut Halkı ya da Ordusunun nasıl nerede hareket edeceğini ön göre biliyordu, bu yüzden Atatürk için Kahin bile diyenler oldu, Deha farkını anlamamak işte bu dur. Ve son olarak yakalanan Esirler misafirimiz oldu, ve öyle davranıldı. Onların yapmış olduğu vahşi ve gaddarca