Abdülaziz bin Suud (Arabistan Kralı'nın Yaşam Öyküsü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
10
Gösterim
Adı:
Abdülaziz bin Suud
Alt başlık:
Arabistan Kralı'nın Yaşam Öyküsü
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752560946
Çeviri:
Gülsüm Aldemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Arabistan’ın Osmanlı’dan kopup bağımsız bir devlet olmasında Suud ailesi ve Vehhâbilik akımı anahtar kelimeler gibidir. Orta Doğu’nun dününü ve bugününü anlamak için Suud ve Vehhâbilik kelimelerinin açılımını bilmek gerekir.Arabistan Kralı’nın yaşam öyküsünün yazarı, bir İngiliz subayı olarak I. Dünya savaşında Bağdat yakınlarında savaşırken Türklere esir düşmesiyle Suriye ve Arabistan’ı içine alan geniş bir coğrafyayı dolaşmış. Savaş bittikten sonra da Türkiye’ye gelip gözlemlerde bulunmuş. Mustafa Kemal Atatürk’ün başarılı bir biyografisini kaleme almış. Abdülaziz bin Suud’un biyografisini yazarken de kralı sık sık ziyaret etmiş, uzun söyleşiler ve araştırmalar yapmış.Kitap Buzul Çağı’ndan başlayarak Arabistan tarihini Avrupa ile karşılaştırmalı olarak özetleyerek başlıyor. Bu genel tablo çizildikten sonra Abdülaziz bin Suud’un doğumu anlatılıyor. Çocukluğu ve ilk gençliği hakkında detaylı biyografik bilgiler veriliyor. Genel intiba, Suud’un son derece çetin koşullar arasında sert bir savaşçı olarak yetiştiği. Babasından devraldığı en büyük ideali ise dağınık Arap kabilelerini birleştirerek bağımsız bir devlet kurmak. Dağınık Arap kabileleri arasındaki kavga ve mücadele kitapta etraflıca anlatılıyor. Bu sayede coğrafi şartlara paralel olarak Arap toplum yapısının ve Arap insanının karakterinin nasıl şekillendiğine de değiniliyor. Kabileler dışında Hicaz’ın İngiliz güdümündeki hâkimi Hüseyin ve ailesi ile Türk ve Alman kuvvetlere sırtını dayayan Kuveyt lideri Reşit’e de geniş yer veriliyor. İbn Suud’un bu iki lider ve dolayısıyla bunların ardındaki güç odaklarıyla mücadelesi anlatılıyor.Bu noktada İbn Suud’un güçlü bir lider olarak portresi çiziliyor. Az uyuması, az yemesi, modern teknolojiye olan ilgisi, dindarlığı, halka ve diğer ülkelerin liderlerine karşı tutumu, kadınlarla ilişkileri gibi konulara değiniliyor.İbn Suud’un Hicaz’da kendi iktidarını kuruşu, kitabın en can alıcı bölümlerinden biri. Arabistan’da yeni bir iktidarın, kutsal topraklara hâkim olmadan kurulamayacağı gerçeği bu satırlarda açık bir şekilde fark ediliyor. Hicaz’ın Suud ailesinin hâkimiyetine geçmesinden sonra hac ibadetine ev sahipliği görevi ve bu bağlamda diğer Müslüman ülkelerle ilişkiler de Türk okuyucusunun oldukça ilgisini çekecek bölümler. Arabistan’ın hac konusunda bugün de devam eden siyasetinin köklerini bu sayfalarda bulmak mümkün. Abdülaziz bin Suud’un dönemi, kişiliği ve yaşam öyküsü hakkında bilmek isteyeceğiniz hemen her şeyi bu kitapta bulabilirsiniz. Kitap ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma sürecinde Arabistan üzerinde oynanan oyunları; İngilizlerin, Almanların ve Osmanlı devlet adamlarının politikalarını, komşu Arap ülkelerin bu olaylarda oynadıkları rolleri bir İngiliz ajanının gözüyle görüp değerlendirme fırsatı sunuyor.
Suudi Arabistan’ın bu kadar gündemde olması bu kitabı okumamı teşvik etti. Ülkenin kurucusunu tanımak istedim. (Henüz okumadığım) diğer bir kitabı ülkemizde çok daha meşhur olan yazar, bu biyografiyi kaleme aldığında S.Arabistan’ın kurucusu henüz hayatta imiş. İbn Suud’un hayatının en hareketli otuz yılını ve bir devletin kuruluşunu okurken Arapları ve Vehhabiliği daha yakından tanıyor, o dönemde yaşananları daha iyi anlıyorsunuz. Daha önce gerçek anlamda bir devletin kurulamadığı Orta Arabistan’dan çıkan bir liderin azmiyle, sabrıyla, çalışkanlığıyla (Birinci Dünya Savaşı ve sonrası şartları da değerlendirip) birçok badire atlatarak bunu nasıl gerçekleştirdiğini okuyorsunuz. Armstrong, hayatını yazdığı İbn Suud’u yaptığı bir ziyaret sırasında tanıyan bir İngiliz subayı. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusuna esir düşmesinin etkisiyle olsa gerek, Türkleri pek sevmediği kitaptan anlaşılıyor. Kitapta Lawrence’in Şerif Hüseyin’in önemini azaltıp İbn Suud’u önemsiz göstererek İngiltere’yi yanılttığını ifade ediyor ve İngiltere ile irtibatını defalarca dile getirdiği bu kitapta, İbn Suud sanki İngiltere’ye rağmen kral olmuş izlenimini veriyor. Bu sürükleyici biyografiyi Muhammed Esed’in beni çok etkileyen eseri Mekke’ye Giden Yol’dan sonra okumanın daha verimli olacağını düşünüyorum.
Lawrence, Arap Konfederasyonu fikrini saplantı haline getirmişti, bunun işlemeyeceğini göremiyordu. Hüseyin’in değersizliğini görmüyor ya da umursamıyordu. Bir bütün olarak çölden, Vehhabilerden, İhvan’dan ve hepsinden önce İbn Suud’dan bihaberdi.
(Şerif) Hüseyin bedevilerin koyunlarını zorla ucuza alıyor ve inanılmaz fiyatlarla hacılara satıyordu. Suyu çok pahalıya dağıtıyordu. Kıtlık zamanında fiyatları artırıyordu; bu sebeple parası olmayan, özellikle Cava’dan gelen yüzlerce fakir hacı susuzluktan ölmüştü.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Abdülaziz bin Suud
Alt başlık:
Arabistan Kralı'nın Yaşam Öyküsü
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752560946
Çeviri:
Gülsüm Aldemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaknüs Yayınları
Arabistan’ın Osmanlı’dan kopup bağımsız bir devlet olmasında Suud ailesi ve Vehhâbilik akımı anahtar kelimeler gibidir. Orta Doğu’nun dününü ve bugününü anlamak için Suud ve Vehhâbilik kelimelerinin açılımını bilmek gerekir.Arabistan Kralı’nın yaşam öyküsünün yazarı, bir İngiliz subayı olarak I. Dünya savaşında Bağdat yakınlarında savaşırken Türklere esir düşmesiyle Suriye ve Arabistan’ı içine alan geniş bir coğrafyayı dolaşmış. Savaş bittikten sonra da Türkiye’ye gelip gözlemlerde bulunmuş. Mustafa Kemal Atatürk’ün başarılı bir biyografisini kaleme almış. Abdülaziz bin Suud’un biyografisini yazarken de kralı sık sık ziyaret etmiş, uzun söyleşiler ve araştırmalar yapmış.Kitap Buzul Çağı’ndan başlayarak Arabistan tarihini Avrupa ile karşılaştırmalı olarak özetleyerek başlıyor. Bu genel tablo çizildikten sonra Abdülaziz bin Suud’un doğumu anlatılıyor. Çocukluğu ve ilk gençliği hakkında detaylı biyografik bilgiler veriliyor. Genel intiba, Suud’un son derece çetin koşullar arasında sert bir savaşçı olarak yetiştiği. Babasından devraldığı en büyük ideali ise dağınık Arap kabilelerini birleştirerek bağımsız bir devlet kurmak. Dağınık Arap kabileleri arasındaki kavga ve mücadele kitapta etraflıca anlatılıyor. Bu sayede coğrafi şartlara paralel olarak Arap toplum yapısının ve Arap insanının karakterinin nasıl şekillendiğine de değiniliyor. Kabileler dışında Hicaz’ın İngiliz güdümündeki hâkimi Hüseyin ve ailesi ile Türk ve Alman kuvvetlere sırtını dayayan Kuveyt lideri Reşit’e de geniş yer veriliyor. İbn Suud’un bu iki lider ve dolayısıyla bunların ardındaki güç odaklarıyla mücadelesi anlatılıyor.Bu noktada İbn Suud’un güçlü bir lider olarak portresi çiziliyor. Az uyuması, az yemesi, modern teknolojiye olan ilgisi, dindarlığı, halka ve diğer ülkelerin liderlerine karşı tutumu, kadınlarla ilişkileri gibi konulara değiniliyor.İbn Suud’un Hicaz’da kendi iktidarını kuruşu, kitabın en can alıcı bölümlerinden biri. Arabistan’da yeni bir iktidarın, kutsal topraklara hâkim olmadan kurulamayacağı gerçeği bu satırlarda açık bir şekilde fark ediliyor. Hicaz’ın Suud ailesinin hâkimiyetine geçmesinden sonra hac ibadetine ev sahipliği görevi ve bu bağlamda diğer Müslüman ülkelerle ilişkiler de Türk okuyucusunun oldukça ilgisini çekecek bölümler. Arabistan’ın hac konusunda bugün de devam eden siyasetinin köklerini bu sayfalarda bulmak mümkün. Abdülaziz bin Suud’un dönemi, kişiliği ve yaşam öyküsü hakkında bilmek isteyeceğiniz hemen her şeyi bu kitapta bulabilirsiniz. Kitap ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma sürecinde Arabistan üzerinde oynanan oyunları; İngilizlerin, Almanların ve Osmanlı devlet adamlarının politikalarını, komşu Arap ülkelerin bu olaylarda oynadıkları rolleri bir İngiliz ajanının gözüyle görüp değerlendirme fırsatı sunuyor.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Hakkı G.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0