İlk kez lise döneminde okuduğum, yazarın üslubunu çok beğendiğim, hikayesiyle mest olduğum bir kitaptı. Özellikle kitabın şaşırtıcı bir sona sahip olması beni cezbediyor. Tek solukta bitecek tatlı bir kitap :)
Hiçbir zaman bir şeyler izlerken veya bir kitap okurken ağlayabilen biri olmadım. Ta ki bu kitabı okuyana kadar. Fugui'nin yaşamı, hataları, ödediği bedeller...
İlk başlarda birbirine aşık olan iki üniversite gencinin aşkını okurken klasik bir kavuşamama hikayesi okuduğumu sanmıştım fakat yanılmışım. Üstelik yaşanmış olduğunu bilerek okununca kitabın can yakıcı tarafı daha da keskinleşmekte.
Bu bir soykırımın hikayesi, Boşnak ve Müslüman oldukları için Aliya'nın fahişeleri olarak adlandırılan gencecik kızlara, çocuklara tecavüz eden Sırpların açtığı yaranın hikayesi.. Hayatının en güzel yıllarında gencecik insanlar ne aşkı yaşayabilmiş, ne de tecavüz sonucu doğurdukları çocuklara analık yapabilmişler. Kendinden, ailesinden, hayatından, yaşamaktan soğutulmuş soldurulmuş o hayatları böyle çarpıcı bir anlatımla okumak yaralayıcı oldu. Tarihte yaşanmış olayları en güzel, en gerçekçi anlatan şey belki de o dönemi anlatan romanlardır. Okuyun, okutun.
Şimdiye kadar okuyup da beğenmediğim bir Zweig eseri olmadığı gibi bu kitabı okuduktan sonra da bu cümleyi haklı bir gururla söylemeye devam ettim. Kimisine göre bipolar bozukluğu olan ve manik dönemdeki kahramanın hikayesini anlattığı söylense de bana göre kitap her insanın içinde bulunan 'kendini bulma gereksinimi' yaşayan kahramanı anlatıyor.
Şöyle söyleyeyim bir insanın kendini bulmaya çalışması için öncelikle kendisini yitirdiğini fark etmesi ve benliğine yabancılaşması gerekir. Bir kere bu negatif aydınlanmayı yaşayan bir insan da kendini bulabilmek adına türlü yollar dener. Ne mutlu aradığını bulabilene!
Her insanın hayatında bir dönüm noktası vardır. Bir olay, bir an, bir fark ediş.. Yazar buna olağanüstü bir gece demiş. O geceden sonra, o uyanıştan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamış. Büyük heyecanla okuduğum ve bir çok alıntı kaydettiğim bir kitap oldu kendisi. Tavsiye ederim okumayanlara, ve dilerim ki kendini arayan her insan huzuru bulsun :)
Çocukken geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle sadece sol elinin baş parmağını aktif bir şekilde kullanabilen yazarımız Rukiye Türeyen'in buruk ama bir o kadar takdir edilesi hikayesinden bahsediyor kitap. Kendisi bilgisayar kullanmayı ve kendi çabasıyla okuma yazmayı öğrenince yazarlık girişiminde bulunuyor ve tam 2 yılda bu kitabı yazıyor. Kitabın içerisinde kendi hikayesinden başka dört hikaye, bir oyun, bir skeç, bir senaryo ve bir mektup yer alıyor. Engeliyle barışık, hayata karşı umudunu kaybetmeyen güçlü bir kadının çabasını okudum ve hayranlık duydum. Hepimiz birer engelli adayıyız, bu nedenle her zaman duyarlı olmalıyız..