"Amerika için Rusya, ortağı olmak için fazla zayıf, hastası
olmak için de fazla güçlüdür. Amerika, Rusların ülkeleri
için en iyi seçimin Atlantik ötesi Avrupa 'yla artan organik
bağlantı olduğuna ikna olmalarına yardımcı olacak ortamı
desteklemediği sürece, Rıısya olasılıkla bir sorun olacaktır."
1984 romanında üç büyük kıta devletinin sürekli olarak birbirleriyle savaş halinde olduğunu görürüz: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Bu devletler arasındaki ilişkiler son derece değişkendir. Çoğu zaman iki devlet geçici bir ittifak kurarak üçüncü devlete karşı savaşır. Ancak bu ittifaklar kalıcı değildir; kısa bir süre sonra müttefik olan taraflar arasında düşmanlık başlar ve eski müttefikler birbirlerine savaş ilan ederler. Daha da ilginç olanı, bir süre önce düşman olarak görülen devletin yeni bir müttefik haline gelmesidir. Böylece düşmanlıklar ve ittifaklar sürekli değişir, fakat savaş hiçbir zaman sona ermez. __Bu durum, savaşın yalnızca askeri bir zorunluluktan ibaret olmadığını; aynı zamanda siyasi ve toplumsal düzeni korumak için kullanılan bir araç olduğunu gösterir.
__
George Orwell’in ortaya koyduğu bu düzen aslında döngüsel bir yapıdadır. Savaşın amacı zafer kazanmak ya da kalıcı bir barış sağlamak değildir. Aksine savaşın kendisi sistemin devamı için gereklidir. Bu yüzden romanda geçen “Savaş barıştır” sloganı ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de totaliter düzenin mantığını açıklayan güçlü bir ifadedir. Sürekli savaş hali toplumun korku ve tehdit algısı içinde yaşamasını sağlar. Halkın dikkatini ekonomik sıkıntılardan, özgürlük eksikliğinden ve yönetimin hatalarından uzaklaştırır. Böylece dışarıdaki düşman tehdidi, içerideki otoritenin sorgulanmasını engeller. Sonuçta savaş, paradoksal bir biçimde rejimin kendi iç barışını ve düzenini koruyan bir araç haline gelir.
Bu düşünceyi daha geniş bir açıdan ele aldığımızda, doğa ve toplum üzerine geliştirilen bazı teorilerle de benzerlikler kurmak mümkündür. Charles Darwin’in evrim kuramında ortaya koyduğu doğal seçilim fikri ve Herbert Spencer’ın bunu toplumsal alana uyarlayarak geliştirdiği “__güçlü
Daha 1920'lerin ortalarında bu tez, Avrasyacılıkın önde
gelen temsilcisi Prens N. S. Trubetzkoy tarafından şöyle orta-.
ya konuluyordu:
"Komünizm, aslında, Rus yaşamının ruhsal temellerini
ve ulusal birliğini yok etmesi, gerçekte hem Avrupa
hem de Amerika 'yı yöneten materyalist referans yapının
propagandasını yapmasıyla Avrupacılığın kılık değiştirmiş
bir türüydü. Görevimiz .... Rusya, Avrupa uygarlığının çarpık bir
yansıması olmaktan çıkınca.... tekrar kendisi, Cengiz
Han'ın bilinçli mirasçısı ve büyük mirasının taşıyıcısı,
Rusya-Avrasya olduğunda .... tamamen yeni bir kültürü,
Avrupa kültürüne bcnzemcyen kendi kültürümüzü yaratmaktır.',\
7
Rusya 'nın dışlanmasının
bedeli, Rusya 'nın aklına kendi kendine gerçekleştireceği kehanetler
sokarak, yüksek olabilir ama AB ya da NATO'nun
zayıtlatılmasının sonuçları da dengeleri oldukça bozabilir.
Çin 'in de temel bir oyuncu olduğunu tartışmaya
gerek yoktur. Çin halihazırda önemli bölgesel bir
güçtür. Tarihinden aldığı büyük güçle ve Çin devletini dünyanın
merkezi gören bakış açısıyla daha büyük iddialarda bulunması
muhtemeldir. Çin'in yaptığı seçimler Asya'daki gücün
jeopolitik dağılımını etkilemeye zaten başlamıştır. Ekonomik
momentumu hem daha fazla fiziksel güç kazanmasına
hem de artan hırslarına destek olmaktadır. "Büyük Çinnin doğuşu
Tayvan meselesini uyandıracaktır. Bu da Amerika'nın
Uzakdoğu'daki konumunu kaçınılmaz olarak etkileyecektir
Sovyetler Birliği'nin parçalanması, Çin 'in batı sınırında, Çin liderlerinin kayıtsız kalamayacağı pek çok devletin ortaya
çıkmasına sebep olmuştur. Bu nedenle, Rusya da Çin'in dünya
sahnesinde daha aktif olarak yer almasından etkilenecektir.