Kadehteki saydam beyaz sıvıya baktım ve bir yudum alıp fermantasyonu tattım. Diğer değişle Dünya üzerindeki yaşamı tattım. Çünkü burada yaşayan her şey fermente oluyor, yaşlanıyor, hastalanıyordu. Ama anladığım kadarıyla olgunluktan çürümeye geçerken tatları enfes olabiliyordu.
Statüye dair duyduğumuz endişe ne kadar can sıkıcı olursa olsun, bu endişenin hiç var olmadığı bir yaşam düşlemek zordur. Çünkü başkalarının gözünde başarısız olacağımız, yerin dibine batacağımız korkusu, sahip olduğumuz hırsların doğal bir sonucudur. Statü endişesi, başarılı bir yaşamla başarısız bir yaşam arasındaki farkı idrak ettiğimiz zaman ödediğimiz bedeldir
Büyükbabamındı ve babam bana verdiği zaman, Quentin, sana bütün umutların ve özlemlerin mezarını veriyorum demişti; o daha çok insan yaşantılarının saçmalığına varman için acıta acıta kullanılmaya elverişlidir, böylece senin kişisel ihtiyaçlarını babanın ve onun da babasının ihtiyaçlarını karşıladığından daha çok karşılayacaktır. Bu saati sana zamanı hatırlayasın diye değil, ara sıra onu bir an unutasın ve soluğunun hepsini onu elde etmek için harcamayasın diye veriyorum. Çünkü şimdiye kadar hiçbir savaş kazanılmamıştır demişti. Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve zafer felsefecilerle budalaların hayalidir.
"Başkaları, evet, bu da kafamı karıştırıyor: ben yanıldım, tamam, hem de kabaca yanıldım," diyordu. "Peki, onlar beni neden yücelttiler ki? Biliyorum, eleştirenler, alaya alanlar da oldu, ama kimi sağcıyım diye alay etti, kimi solcuyum diye. Bilgisizliğimi hiç kimse yüzüme vurmadı. Evet, bir ölçüde başkalarının da payı var bunda. Benim en güçlü yanım belleğimdi, hiçbir zaman belleğimi övmediler; belleğimi aklım sandılar. Neden? Bunu bana açıklayabilir misin?"