Âmâ kitabı etrafında bir araya geldik. Üyelerimizin paylaştığı kitap görselleriyle hazırladığımız bu kolaj, sadece bir okuma sürecinin değil aynı zamanda ortak bir duygunun, düşüncenin ve paylaşımın izlerini taşıyor.
Keyifli ve zihin açıcı bir söyleşinin ardından geriye kalan bu kareler, birlikte geçirilen güzel anların sessiz tanıkları. Her bir fotoğraf, Âmâ'nın bizde bıraktığı izlerin küçük ama anlamlı bir yansıması.
Katılan, katkı sunan herkese teşekkürler. Bu anlar bizimle kalacak.. 📖💜
Âmâ üzerine gerçekleştireceğimiz söyleşiye tüm okurlarımızı davet ediyoruz.
**🗓 Tarih: 17.03.2026
⏰ Saat: 22.00
📍 Platform: Telegram (t.me/kitapokumaokulu)
🎙 Moderatör: Onur**
ÂMÂ, Somuncu Baba'nın (Şeyh Hamid-i Veli) manevi dünyası etrafında şekillenen; kibrin diliyle anlatılan, insanın kendi nefsiyle yüzleşmesini konu edinen sarsıcı bir romandır.
"Görmek için illaki göz gerekmez. Hatta bazı şeyler gözle görülmez."
Bu güçlü eseri yazarının dilinden dinlemek ve romanın arka planını konuşmak üzere sizleri de aramızda görmek isteriz. Edebiyatın ve irfanın izinde buluşmak dileğiyle.. 📖💜
Onu Sevdiğim Zamanlar kitabını okuyan üyelerimizin paylaştığı fotoğraflar bir araya geldi. Aynı kitabın farklı ellerde, farklı ışıklarda ama aynı duyguda buluşması çok anlamlı..
Onu Sevdiğim Zamanlar'ı bir hikâye değil, okurun içinde yıllardır duran bir sızı gibi. Okurken insana zamanın ağır geldiği, bazı anların geçmek yerine insanın içine yerleştiği bir yerden fısıldıyor. Bu kitapta aşk, güzel bir şey olmaktan çok yıpranmış bir şey, sevilmiş ama tutunamamış, dokunulmuş ama kalamamış bir duygu gibi. Kadın, içinde yarım kalmış bir şarkıya tutunuyor, şarkının sadece bir kısmını hatırlıyor ve devamını hatırlamak için kendini zorluyor. Hatırladıkça içi acıyor, hatırlayamadıkça daha çok eksiliyor, sanki o şarkı tamamlanırsa kendisi de tamamlanacak sanıyor. Vedaların sesi bu hikâyede bazen ağıt, bazen suskunluk, bazen de insanın içine çöken bir sitem. İnsanın söyleyemediği cümleler, içinde biriktirdiği kırgınlıklar satır aralarından sızıyor. Yersiz yurtsuzluk hissi en çok da burada vuruyor, birine ait olamamak, bir yerde kalamamak, sevdiği şeyleri elinde tutamamak... Paris bile romantik bir şehir gibi değil, sadece kaçış gibi duruyor, "gidebilsem" gibi, "burada kalırsam eksilirim" gibi. Hatta peynir gibi en sıradan detaylar bile bu kitapta yalnızlığın en hüzünlü tonunu taşıyor. Çünkü Kemal Varol basit görünen şeyleri kalbe batırmayı çok iyi biliyor..
Su romanı; kadim bilgelik, doğayla uyum ve inançlar üzerinden ilerleyen çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Şamanizm, kam geleneği ve su kültü, kadın bilgeliği ve anaerkil izlerle birlikte romanın temel damarlarını oluşturuyor.
Alevilik ve Sünnilik gibi inançların, geçmişten bugüne taşınan kültürel hafızayla birlikte ele alındığı Su, sadece bir polisiye değil; doğa, insan ve inanç ilişkisini sorgulayan bir metin.. 📖💜