2007 yılının o sabahında, bir kemancı Washington şehrinin metrosunda bir konser verdi.
Daha ziyade bir mahalle delikanlısını andıran müzisyen bir çöp kutusunun hemen yanında, duvara dayanmış bir halde, üç çeyrek saat boyunca Schubert ve diğer klasik bestecilerin eserlerini çaldı.
Bin yüz kişi hiç durmadan koşar adım geçti. Yedi kişi bir andan biraz daha uzun bir süre durdu. Kimse alkışlamadı. Durup bakmak isteyen çocuklar oldu, ama anneleri tarafından sürüklenerek götürüldüler.
Onun Joshua Bell, dünyanın en çok aranan ve beğenilen virtüözlerinden biri olduğunu kimse bilmiyordu. Bu konseri Washington Post gazetesi organize etmişti ve konser onların şu soruyu sorma biçimleriydi:
-Güzellik için vaktiniz var mı?
1643'te bugün Isaac Newton doğdu.
Newton'un, bilindiği kadarıyla, asla kadın ya da erkek sevgilisi olmadı.
Kimse tarafından dokunulmadan, bulaşıcı hastalık tehdidinden ve hayaletlerden ödü koparak bakir öldü.
Ancak bu korkak beyefendi birçok şeyi araştırma ve ortaya çıkarma cesareti gösterdi:
yıldızların hareketi,
ışığın yapısı, sesin hızı,
ısının iletimi,
ve yerçekimi kanunu; bizi çağıran ve çağırırken de bize kökenimizi ve kaderimizi hatırlatan toprağın karşı konulmaz çekim gücü.
İsa'dan önce 47 yılının üçüncü gününde Antik Çağ'ın en ünlü kütüphanesi cayır cayır yandı.
Romalı lejyonlar Mısır'ı istila ettiler ve Julius Sezar'ın Kleopatra'nın erkek kardeşiyle giriştiği çarpışmalardan birinde, alevler İskenderiye Kütüphanesi'ndeki binlerce papirüs rulonun büyük bir kısmını kül etti.
Birkaç bin yıl sonra Kuzey Amerikalı lejyonlar Irak'ı istila ettiler ve George W. Bush'un kendi icat ettiği düşmana karşı düzenlediği haçlı seferinde Bağdat Kütüphanesi'nin binlerce kitabı yanıp kül oldu.
Tüm insanlık tarihinde kitapları savaşlardan ve yangınlar- dan korumaya yönelik şu projenin bir benzeri daha olmadı: seyyar kütüphane, Onuncu Yüzyılın sonlarında Pers ülkesinin büyük veziri Abdül Kasım İsmail'in bulduğu bir fikirdi.
Bu ileri görüşlü adam, yorulma nedir bilmez gezgin, kütüphanesini yanında taşıyordu. İki kilometre uzunluğunda bir kervan oluşturan dört yüz deve, sırtlarında yüz on yedi bin kitap taşıyordu. Develer aynı zamanda eser kataloğu vazifesi de görüyorlardı: her deve grubu Pers alfabesinin otuz iki harfinden biriyle başlayan kitap isimlerini taşıyordu.