Taktik olarak bakıldığında; çok aşağılanmış ve mutsuz bir insan, kritik bir anda birisi onurunu ya da kişiliğini önkoşulsuz kabul ettiğinde, pekâlâ bir moral kazanabilir. Ama son çözümlemede, anne çocuğunu ihmal ettiğinin bilincindedir, baba yeniden içkiye başlayabileceğini bilir ve çocuk yalan söylediğinin farkındadır; çünkü "başkalarına karşı işe yarayan küçük hileler, insanın kendisiyle karşılaştığı o aydınlık yan caddede hiçbir şekilde sökmez."
Eskiden beri ileri sürüldüğü gibi, Evren tedirgin edici büyüklükte bir yerdir ve pek çok kişi sakin bir hayat uğruna bu gerçeği görmezden gelmeye meyillidir.
Birçokları kendi tasarladıkları daha küçük bir yere memnuniyetle taşınmaktadır, aslında çoğunun yaptığı da budur.
Örneğin, Doğu Galaktik Kolun bir köşesinde, büyük bir orman gezegeni olan Oglaroon'da "zeki" nüfusun tamamı yalnızca çok küçük ve kalabalık bir ceviz ağacında yaşar. Bu ağaçta doğar, yaşar, aşık olur, ağacın kabuğuna yaşamın anlamı, ölümün amaçsızlığı ve doğum kontrolünün önemi hakkında düşündürücü minik makaleler kazır, son derece küçük birkaç savaşa katılıp en sonunda daha zor ulaşılabilen dallardan birinin toprağa bakan tarafına bağlı olarak ölürler.
Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeğe,
Altınları gümüşleriyle övünmeğe.
Tam işleri dilediği düzene girer:
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.
Eğer bir gün biri çıkıp da Evrenin hangi nedenle ve niçin burada olduğunu keşfederse, Evrenin birdenbire yok olacağını ve yerini çok daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağını öne süren bir kuram vardır. Bir başka kuramsa bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer.
Bütün çocuklar hikayeler uydurur. Savaş oyunlarını, Doktor Who ve Dalekleri ya da elim sendenin harika mantığını hayal edebilirler. Sonrasında hormonlar, öpüşmeler, sivilceler dizginleri ele alır ve hikaye anlatma işi bir kenara itilir ya da belki insanlar sadece kendi hayatlarının hikayesini anlatmaya odaklanırlar. Ama bence en iyi yazarlar unutmazlar. O çocuksu deliliği, onun neşesini ve tehlikesini yanlarında sonsuza kadar taşırlar.