şehvet arzularının tatmininden sonra aşkımız da sona ermişti. artık karşı karşıya duran, birbirinden alabildiğine zevk sağlamaya bakan iki bencil insandık. o gün aramızda yaşananlara kavga demem yanlış oldu. bu, kavga değildi, şehvetin sönerek gerçek duyguların baş göstermesiydi. o soğuk, düşmanca duruşun bizim normal halimiz olacağını bir türlü anlayamıyordum. anlayamıyordum, çünkü kısa zaman sonra yeniden kabaran şehvet, yani uyanan aşkım bu durumu dağıtıverdi.
Lev Tolstoy 'un çok sansür yiyen kitabı...evlenme hazırlığı içindeki insanların okumaması gereken kitap,yoksa bütün hazırlıklar boşa gider valla...ve bu hikayede madam pozdnişev adı altında kendi karısını anlattığı söylenir. hikayedeki evli çift, her türlü şeyi açıkça yazdıkları günlüklerini değiş-tokuş ediyorlar. birbirlerinin yüzlerine söyleyemedikleri şeyleri bu şekilde açığa çıkarıyorlar. bu günlük okuma seanslarından sonra elbette kıyamet kopuyor.
"biz aynı zincire bağlanmış iki kürek mahkumuyduk" diye bir finali vardı ki, ibret alınması gerekir.
19. yüzyılda ve öncesinde, toplumların mevcut sosyal yaşantılarından ve etik anlayışlarından ötürü, gönül ilişkileri* şimdiki serbestliğinden çok çok uzaktı.amaç yine şimdiki gibi "aşk yapmak", tolstoy'un tabiriyle "çiftleşmek" de olsa, bunu yapmak için bir takım prosedürleri izlemek gerekiyordu.ama bu amaca ulaşmak için hangi yolu denerseniz deneyin, bu işin olmazsa olmaz şartı evlilikti...
yani bu durumda, o dönemde, evlilik aleni bir biçimde "yasal zina" olarak addedilebilir.buna kimse bir şey diyemez.dolayısıyla bu sağlıksız gelenekten ötürü, birlikteliğin ilerleyen evrelerinde, taraflar arasında kitapta da geçtiği gibi birbirlerine karşı nefret duyma, cinsel birleşme sonrası birbirlerinden iğrenme, tahammülsüzlük vb. gibi sonuçlarla karşılaşılabilir.
bu da aslında şundan kaynaklanır; kişi aşk, evlilik ve aile diye şartlandığı kavramların aslında cinsel birleşmeden türetilmiş kavramlar olduğunu farkeder.kişinin bir anda yıkılan ya da yıpranan bu değer yargıları ise onda haliyle büyük bir hayalkırıklığı yaratır.ki bu da daha çok orgazmdan sonra olur.yukarda bahsettiğim iğrenme, nefret duyma eylemleri ise eşe değil, gerçekte kişinin kendisine karşı beslediği duygulardır.
yani kitap, dönemin, kimsenin yüzleşmek istemediği
Sabahattin Ali nin 2015'te yaşayıp 1930'lara geri dönüp yazdığı kitabı.13 tane kısa öyküden oluşuyor. her öyküsü gerçekten etkileyici olsa da beni en çok etkileyen öyküleri bir ülke yıllar yıllar boyunca hiç mi değişmez arkadaş. özellikle "ayran" ve "sulfata" isimli öyküleriydi. her iki öyküde de insan "insanlığı"(hangi insanlık?) sorguluyor; yani en azından ben böyle düşünüyorum.
Filimlere konu olan HasanBoğuldu hikayeside bu metnin son öyküsüdür.
hikayeler:
asfalt yol
hanende melek
çaydanlık
ayran
ısıtmak için
uyku
selam
bir mesleğin başlangıcı
bir konferans
yeni dünya
iki kadın
sulfata
hasanboğuldu