masamıza leyla gelsin ta ürdün’den ama istesek gelir
bize ince parmaklarını şaklatarak nizar kabbani’den bahseder
istesek olur böyle şeyler biz ona türkçe çaylar ısmarlarız
kuranda peygamberin bile azarlandığı ayetler vardır, onu deriz
başka şeyler de vardır
doğuda her yüz kilometrede bir
zalimle mazlumun değişmesi dengesi
biz ey dünya yorgunları diyelim çay içmeye başlayalım
çay içeriz bir halk dengelenir yumruğumuzdaki kuvvetle
babaların bıyıklarına ilişen siyaset dersi
annelerin ideolojileri yoktur merhametleri vardır
ben o merhameti kimsede görmedim kitaptaki meryem’i saymazsak
en esaslı küfrü orta ikide bir kızdan yedim o bana âşıktı
yazmaktan başka neye yararsın allahın belası, demişti
bir şeye yaradığım hissi evlenirsem bir gün olacak
imparatorluklar çağından beridir yasak bir sevmektir devlet halk ilişkisi
gecenin dördünde şiirden daha değerli işler vardır
biz ey dünya yorgunları diyelim çay içmeye başlarken
sevgilimizle saatler süren telefon konuşmaları yapalım
sırrı abinin kızı bize de şiir yazsın
bu annesiz evleri değiştirelim aniden
ben bir mektuba başlamışsam gerisini sen getir
yarım mektupların verdiği esenlikle öperim alnından
bankalar kapanır, faizler düşer, bir bakarsın iyileşir dünya bundan
bana mektup yaz, boş bırakma, ihtiyarlamazsam orta dünya bizimdir
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
elim ayağım
epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum
adında hem ekmek hem gül geçen kimseyi görmedim
tanımıyorum
ben biraz yavaş
günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli
mümkünse haşhaş
yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi
diyelim zencefil
diyelim hatmi
elim ayağım
başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal
aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak
kalbinde tef ve delik
kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti
madem günde beş vakit kalkıp sana baktım
madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım
ben uyudum bu kadar uykusunu
diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun
kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim
bir elim
bir ayağım
ağzıma doldurduğum rüzgarla üfleyeceğim sözlerim
diyelim fena
diyelim feci
elim ayağım
artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
Cafcaflı sözler ederek güveninizi kazanmaya çalışan ve sonrasında dedikodular ve söylentilerden oluşan bir bariyerle metanetinizi yıkmayı hedefleyen vaizlere karşı dikkatli olun. Size söylediklerini iyice analiz ederseniz eğer çok geçmeden bu kişileri yönlendiren şeyin sağduyu değil, korkaklık olduğunu farkedeceksiniz.