Gerçekten de Gölgeler Vadisi'nde bulunuyordu Martin, bu durumun asıl tehlikeli yanı, korku hissetmemesiydi. Eğer korksaydı hayata dönerdi. Korkmadığı için gitgide gölgelerin içine gömülüyordu. Yaşamın bildik, eski hiçbir şeyinden bir tat almıyordu.
Yaşam ona , bir hastanın gözlerini acıtan parlak , güçlü bir ışık gibi geliyordu . Bilinçli her ânında üzerine çiğ ve parlak bir ışık halinde yaşam dökülüyordu . Canı yanıyordu . Canı tahammül edemeyeceği kadar çok yanıyordu . Martin hayatında ilk kez birinci mevkide seyahat ediyordu . Denize açıldığında , her zaman ya baş kasaralarda ya dümen dolabının başında olmuş ya da kömür deposunun karanlık derinliklerinden kömür aktarmıştı . O günlerde , sıcaktan kavrulan kazan dairesinin demir merdivenlerini tırmanırken bembeyaz tiril tiril giysiler içinde , kendilerini güneşten ve rüzgârdan koruyan tentelerin altında , eğlenmekten başka hiçbir şey yapmayan , her tür istek ve kaprislerini yerine getirmek için hazır bekleyen uşakları bulunan yolcuları görür , yaşadıkları dünyanın cennetten farksız olduğunu düşünürdü . İşte şimdi kendisi , geminin en itibarlı yolcusu olarak bütün bunların tam göbeğindeydi . Kaptanın hemen sağında oturuyor ama kaybettiği cenneti bulmak için dönüp dönüp baş kasaraya ya da kazan dairesine bakıyordu boş yere . Yeni bir cennet bulamamıştı , şimdi eskisini de bulamıyordu .
Dayanıklı ve kuvvetli bir insanım, önce vücudu, ardından da beyni çürüten o hastalıklardan yok bende, ama illetin beni de ele geçirmekte olduğunu görüyorum ve daha şimdiden düşüncelerimin yarısı benim olmaktan çıkmış durumda. Vebadan ve onun korkunçluklarından da kötü bu. Vebadan saklanacak yer bulmak, bazı önlemler almak mümkündü hiç değilse, ama ne mesafe, ne de engel tanıyan ve her yere sızabilen düşünceden nasıl saklanabilir insan?
Sanki aynı başlangıcsız ve bitimsiz günün içindeydik, kâh karanlık kâh parlak, ama yine anlaşılmaz, yine kör. Ve hiçbirimiz korkmuyorduk ölümden, çünkü ölümün ne olduğunu anlayacak durumda değildik.