Hepimiz aynı gemideyiz. Aynı deli rüzgar saçlarımızı dağıtıyor, aynı göğün altında nefes alıyor, aynı yıldızlara bakıp dilek tutuyoruz, aynı hırçın dalgalarla mücadele ediyor, dalgalardan korktuğumuzda aynı geminin sükûnetine sığınıyoruz, kalbimizdeki ortak şarkının nakaratı hep aynı. Bunca aynılığa rağmen birbirimizi yemeye, birbirimizin kanını emmeye, bizi sükûnete eriştiren deli dalgalardan koruyan gemimizin altını oymaya devam ediyoruz. Peki bizden başka bindiği dalı böyle hunharca kesen başka bir canlı mevcut mu? Evet ne yazık ki insan dışında kendine ihanet eden başka bir tür yaşamıyor bu koca dünyada.Bazı eserler vardır su gibi akıp gider, sindire sindire keyif alarak okuyup kendinizi olayların içinde yer bulursunuz. İşte böylesi eserlerden biri olan bu roman, anlatılanları zihninizde görselleştirip, adeta hissederek yaşanılanlara karşı müdahale etme arzusuyla okunulabilecek bir Martin Eden hayatı.
Mükemmel bir üslup ile yazılmış, sade ve akıcı bir dil ile kaleme alınmış, döneminin burjuva ve varoş kesiminin yaşantıları hakkında muhteşem kesitler sunmuş bir eser.
Bulunmuş olduğu sosyal statüden daha yüksek bir statüye geçmek için okudukça aydınlanan, inanan, savaşan özgür birey Martin Eden, gıpta ettiği içine girdiği burjuvazinin ikiyüzlülük ve içi boşluktan öte olmadığını görür.
Yoksulluğun en dip noktası olan açlıkla bile imtihan olan, istediği başarıya ulaşması için bunun yanında tamamen yapayalnız kalıp artık kendini hiçbir yere ait hissedemeyen Martin Eden’in, bazı şeyleri kabullenememesi sonucu hayalleri kaybolduğunda, uğrunda yaşayacağı hiçbir şey kalmaz.
Kahramanınız Bay Eden’in, sevgilisi Ruth’a duyduğu aşkı sayfalarca hem de hiç yinelemeden ve sıkmadan anlatabilmesi ve vermiş olduğu önemli dipnotlarla da bazı ünlü düşünürlerin felsefi akımlarıyla da