Hayatta yalnız kalmanın en büyük esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz ? Bütün yakınlaşmalar , bütün birleşmeler yalancıdır . İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler , üst tarafını uydururlar ve günün birinde hatalarını anlayınca yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı , ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi . Bu ruh , ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize , bizim aklımıza , hesaplamalarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyordu...Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya - ruhumuzla yaşamaya - başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler , hicaplar bir tarafa bırakılıyor , ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için , her şeyi çiğneyerek , birbirine koşuyordu.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu , daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Bundan sonra aradaki buzu çözmeye , bu insanların birbirlerine karşı duydukları müthiş yabancılığı gidermeye imkan yoktu .İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.