hurilation

Makinelerimiz ateşin soluğuyla, yorulmaz çelikten uzuvlarıyla, inanılmaz, tükenmez bir verimlilikle kutsal işlerini uysalca ve kendiliklerinden yerine getiriyorlar, ama Kapitalizmin büyük filozoflarının düşüncesine ücretli işçilik, köleliklerin en beteri olmaya devam ediyor. Makinenin insanın kurtarıcısı olduğuna, insanı sordidade artes'ten ve ücretli işçilikten kurtaracak, ona boş vakit ve özgürlük verecek Tanrı olduğunu anlamıyorlar.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Reklam
"Çalışma yöntemlerinde devrim kendini genellikle işgücünün çalışma olanaklarına göre ayarlar. İşgücü düşük ücretle kullanılabildiği müddetçe har vurup harman savrulur, işgücü pahalılaştıkça ondan tasarruf etmeye bakılır."
Sayfa 29·Kitabı okudu
Aşırı çalışma dönemlerini, günün ardından gelen gece gibi değişmeyen bir kader olarak takip eden sanayi krizleri, zorunlu işsizliği ve çaresiz sefaleti peşinde sürüklerken, acımasız iflaslara da yol açar. Sanayici, kredisi olduğu müddetçe, çalışma çılgınlığının dizginlerini koyverip, işçilere hammadde temin etmek için borçlanıp durur. Piyasanın gırtlağına kadar doyduğunu ve eğer mallarını satamazsa senetlerini vadesinde ödeyemeyeceğini düşünmeden üretimi sürdürür. Köşeye sıkıştığında da Yahudi'ye yalvarır, ayaklarına kapanır, kanını, şerefini sunar. Rothschild, ''Biraz altın daha çok işime gelirdi'' diye cevap verir ve ekler: ''Deponuzda 20.000 çorap var, beheri 20 metelik, onları 4 meteliğe alırım.'' Çorapları alan Yahudi bunları altı ila sekiz meteliğe satar ve taş atıp kolu yorulmadan yüzer meteliklik ışıl ışıl mangırları cebine doldurur. Ama sanayici daha iyi sıçrayabilmek için gerilemiştir sadece. Nihayet felaket gelip çatar ve depolar malla dolup taşar; kapıdan içeri nasıl girdiği bilinmeyen onca mal pencerelerden dışarı atılır. İmha edilen malların değeri yüz milyonlarla ölçülür: geçen yüzyıllarda bu mallar yakılıyor ya da suya atılıyordu...
Sayfa 15·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Onlar ateşi yakıp topladıkları midyeleri bir tenekenin üzerinde pişirirlerken ben hala martının yanı başındaydım. Kalafat : - Ne oluyorsun be, dedi. Şair misin ne boksun? - Martı öldü de... dedim. -Martı da ölür. İnsan ölmüyor mu? dedi. Dünyanın yaradılışındaydık şimdi, insanın ilk zamanlarını yaşıyorduk. Onlar avlıyorlardı, ateş yakıyorlardı; ben martıya bir mersiye yazmış ateş başında okumak üzereydim. Bütün kabile halkı bana kızmıştı. ''Bu herif çalışmayacak mı? Oturup kayalara düşünecek mi? Martı ölmüş, onu seyredip bize masal mı anlatacak?'' Gündüz güneşin içinde böyle söylenenler gece olup da kütükler, çalı çırpı yanınca, öbür tarafta rüzgar denizi homur homur söyletirken, martılar hala deli gibi bağrışırken ben bir türkü, martının ölümünün türküsünü tutturacaktım. Çalışanları bir üzüntü, bir garipseme, bir birbirine sokulma hissi saracaktı. Sonra bu hal belki işeyaramaz adamın bir vazifesi olarak tanınacaktı. Bir iki gün balık tutacak, ağ tamir edecek, beceremeyecek ancak akşamları da onlara üzülüp sevinme arzuları veren türküler söylemeyecektim. ''Ne susarsın be herif?'' diyeceklerdi. ''Hani bülbül gibi öterdin geceleri?'' Ertesi sabah beni balığa çıkarken uyandıramayacaklardı. Bırakacaklardı kendi halime. Kalafat: - Ee anlat bakalım şu martının ölümünü...
Sayfa 79·Kitabı okudu
İnsan
son 27
artık paragraf sorusu değil kitap okumak istiyorum :/