Osmanlı İmparatorluğu imparatorluk olmaktan çıkmıştı artık. Balkan Savaşları, imparatorluğu Avrupa’daki topraklarından etmiş, Dünya Savaşı da bütün Arap eyaletlerini elinden almıştı. Bu yenilgi kendisine acı gelmekle beraber, Mustafa Kemal bu toprakların kaybına o kadar üzülmüyordu; bir bakıma bunun böyle olacağını öteden beri görmüştü. Bu onun, kanserli dış organlarını kesip atmış, atalarının bereketli toprağında yoğun ve sağlam bir beden halinde tekrar hayata kavuşmuş yeni bir Türkiye hayalini daha da elle tutulur hale getirmişti. Yabancı toprağı olan Suriye elden gitmişti. Ama
Türk anayurdu Anadolu henüz yaşıyordu, yaşaması da gerekliydi. Ülkenin geçmişi ve geleceği, işte burada, şu sıradağların ardında
yatıyordu.
"Topluma geri kazandırılınanın üç aşaması var," dedi O'Brien. "Önce öğrenme, sonra anlama, sonra da kabullenme. Şimdi ikinci aşamaya geçme zamanın geldi. "
Bu göğün altındaki insanlar da
aynıydı -her yerde, dünyanın dört bir yanında, tıpkı böyle olan yüz milyonlarca, milyarlarca insan vardı; birbirinin varlığından habersiz insanlar nefret ve yalan duvarlarıyla ayrıştırılmışlardı ama yine de neredeyse tamamen aynıydılar düşünmeyi hiç öğrenmemiş ama kalplerinde, karınlarında
ve kaslarında bir gün dünyayı altüst edecek gücü depolayan insanlar. Umut varsa, prollardaydı!