Günday'ın edebiyat dünyasına girişi sıradan olmamıştır. İlk romanı Kinyas ve Kayra yayımlandığında hem büyük bir şaşkınlık hem de derin bir hayranlık yarattı. Çünkü bu roman, Türk edebiyatında o güne kadar görülmemiş bir sertlik, yoğunluk ve felsefi derinliği bir arada sunuyordu. Günday bu ilk romanıyla kendini tanıtmakla kalmadı; aynı zamanda Türk edebiyatında yeni bir ses olduğunu da tartışmasız biçimde kanıtladı.
Kinyas ve Kayra, Hakan Günday'ın 2000 yılında yayımlanan ilk romanıdır. Türk edebiyatında ilk romanlar çoğunlukla yazarın olgunlaşmamış deneme taşları olarak değerlendirilir; Kinyas ve Kayra bu kalıbı tamamen kırar. Roman, olgunluk düzeyi, felsefi derinliği ve anlatım gücü bakımından pek çok deneyimli yazarın eserini geride bırakacak niteliktedir.
Romanın merkezinde iki kardeş vardır: Kinyas ve Kayra. Bu iki kardeş, birbiriyle hem derin bir bağla hem de derin bir gerilimle bağlıdır. Kinyas içe kapanık, düşünceli ve felsefi bir karakter; Kayra ise dışa dönük, dürtüsel ve hayata farklı bir açıdan bakan biridir. Bu iki karakterin birbirleriyle ve dünyayla ilişkisi, romanın temel eksenini oluşturur. Ama Günday bu ilişkiyi sıradan bir kardeşlik hikâyesi olarak sunmaz; onu varoluşun, kimliğin ve insanın kendi içindeki çelişkilerin bir aynasına dönüştürür.
Roman; şiddet, ölüm, kimlik, özgürlük ve anlamsızlık gibi ağır temaları son derece yoğun ve sarsıcı bir dille ele alır. Okurken rahat değilsinizdir; zaten Günday sizi rahat bırakmak için yazmaz. O, edebiyatı bir konfor alanı olarak değil; bir sarsılma, bir uyanış ve bir yüzleşme alanı olarak görür.
Günday'ın sayfalarında Nietzsche'nin güç istenci ve nihilizmi, Camus'nün absürdü ve Sartre'ın varoluşçuluğu sürekli yankı bulur. Ama Günday bu felsefeleri bir ders kitabı gibi aktarmaz; onları karakterlerin